Ara 172017
 

Altın  Kapının altın anahtarı “İYİLİK”. Zerre kadar iyilik yapan karşılığını görecek, zerre kadar kötülük yapan karşılığını görecek.

Aşağıda bazı hayır kurumlarının hesap numaralarını ve logoları var. Kendinize ait bir hesabınız varsa mutlaka kıyısında köşesinde ATM lerden çekemeyeceğiniz küçük küsuratlar kalmıştır. Yapmanız gereken tek şey internet bankacığını kullanarakbu küsuratları bu banka hesap numaralarına havale etmek ya da EFT yapmak tabi eft ücreti almayan bankalardan. Hayır kurumu oldukları için havale masrafı alınmıyor. Aynı zamanda hemen hepsinde kısa mesaj göndererek küçük katkılarda bulunabileceğiniz numaralar verilmiş. Eften püften muhabbetler için bir gecede yüzlerce mesaj çeken parmaklar beş liracık iyilik yapmaktan kaçınır mı? Bence kaçınmaz gönülden gönderir mesajını. İyilik yapmak için illaki bağış yapmanız da gerekmiyor.  Bunların dışında aynı bu sayfada olduğu gibi bu kurumlara ait logoları kendi web sayfanda ya da Blogunda yayınlayabilirsin. Sayfan yoksa Facebook un mutlaka vardır. Hiç bir şey yapamıyorsan kendi sayfanda bu  kurumlara bir link ver, arkadaşlarına öner. Elinden ne kadar geliyorsa o kadarını yap.  Yine de karar sizin. İster sayfanın adresini, ister hayır kurumlarının adreslerini tanıdıklarınıza gönderin, ister hesabınızdaki küçük küsuratları bağışlayın. isterseniz Facebook da önerin… Sonuç olarak nasıl yaparsanız yapın, yeter ki bir iyilik yapın.

NELER YAPABİLECEĞİNİZİ GÖRMEK İÇİN LOGOLARA TIKLAMANIZ YETERLİ

       
       
Ara 172017
 

Semiha sahneye çıktı. Bütün Türkiye’nin ve Avrupa’nın gözleri on yedi yaşındaki genç kızın üzerindeydi. Hiç heyecanlanmadı, sesi titremedi. Bir şarkı bundan daha güzel söylenemezdi ama derece vermek için dinleyenler, şarkının hemen başındaki flütün sesini tıpkı binlerce yıl öncesinden günümüze kadar gelen mitolojik hikayedeki Marsiyas’ın flütünü dinleyenler gibi sadece kulaklarını değil gönüllerini de kapatarak dinlemişlerdi.  Öyle ya Tanrı Apollon kaybedemezdi.

Efsanye göre Tanrıça Athena Büyük Menderes çayının kenarında bulunan uzun sazlardan birisinin üzerinde delikler açarak ilk flütü icad eder ve çalmak için diğer Olimposlu tanrıların şölenine katılır. Çalarken yüzünün aldığı şekille alay eden Hera ve Aphrodit’e kızarak flütü fırlatır atar ve onu bir daha çalacak olanın çok büyük bir cezaya çarptırılmasını diler.

Flüt her nasılsa dağlarda çobanlık yapan Marsiyas’ın eline geçer. Marsiyas’ın flütten çıkardığı sesler çok kısa sürede ün kazanır. Çobanın bu yeteneği Apollon’un kulağına gider. Lir çalmadaki ustalığı herkeçe bilinen Apollon kıskançlıktan deliye döner ve çobana meydan okur. Yapılacak yarışmada kazanan kaybedene istediği cezayı verecektir.

Zavallı çobanın meydan okumayı  kabul etmekten  başka çaresi yoktur. Firgya kralı Midas başkan olmak üzere üç kişilk jüri heyeti eşliğinde yarışma başlar. Apollon’un büyülü lirine karşı Marsiyas’ın flütü harikadır. Halk alkışlarla Marsiyas’a eşlik eder ama jürideki Midas haricindeki iki kişi taraflıdır. Midas adil davranır iki puan değerindeki oyunu çobana verir. Yarışma berabere sonuçlanır ama Apollon hiç kimsenin beklemediği birşey yaparak lirini ters çevirip çalmaya başlar. Zavallı çobanın flütünü tersten çalması imkansızdır. Bu saatten sonra Midas’ın da yapabileceği birşey yoktur. Çoban yenik sayılır. Midas adil olmasının bedelini kulaklarının eşek kulağına dönüştürülmesiyle öder. Marsiyas ise ölümle cezalandırılır.

Derece verenlerin Marsiyas ve Apollon arasındaki yarışmayı izleyenlerin yaptığı gibi kulakları ve yürekleri kapalı olarak dinledikleri Türkiyenin ilk defa katıldığı 20. Eurovisyon Şarkı Yarışması 1975 de Stockholm’de yapıldı. Rusyanın Hakim olduğu Demirperde Bloğu ile Avrupa ve Amerikanın arasındaki soğuk savaşın en bunaltıcı olduğu yıllardı. Çok kısa bir süre önce Türkiye garantör devlet olmanın verdiği haklılıkla “yapamazsınız, edemezsiniz” diyen Batılı ülkelerin gözlerinin içine baka baka Kıbrıs’a asker çıkartmıştı. Tepkiler kınamalar falan hepsi boştu. Hakkımızı kullanmıştık. Medeniyetlerinin temeli olarak Antik Yunan’ı kabul eden Avrupalıların ve dünyanın hakimi olma iddiasındaki Amerikalıların hiç beklemediği bir mağlubiyetti bu. Tabii ki ellerine geçen her fırsatta bu yaramaz çocuğu cezalandırmak isteyeceklerdi.

Semiha Yankı’yla katıldığımız ilk Eurovisyon Şarkı Yarışmasının yurtiçi elemeleri sancılı olmuştu. Sonuçta Cici Kızların “Delisin” isimli şarkısıyla Semiha Yankı’nın seslendirdiği  “Seninle bir dakika” finalde aynı puanı alarak birinciliği paylaştı. Çekilen kura sonucunda Semiha Yankı yarışmayaya gitmeye hak kazandı. Yarışma gecesi sıra Semiha’ya geldi. Timur Selçuk ilk komutunu verdi orkestra çalmaya başladı. Semiha’nın üzerinde yerlere kadar uzanan tek parça bir elbise vardı ki sonradan bunun Rus köylü kadınlarının giydiği geleneksel kıyafete çok ama çok benzediği ortaya çıktı. Kimbilir yıllarca süren soğuk savaş döneminde Batılı ülkelerle Demirperde İttifakı arasında sıkışıp kalmış güzel ülkemin  yetkilileri sonucunu çoktan tahmin ettikleri yarışmada Batı’ya  “Bakın size yakın olmaya çalışıyoruz ama çok da fazla üzerimize gelmeyin. Rusya’ya da çok uzak değiliz” mesajı vermek istemişlerdi.

Yarışma bitti. Sadece Monaco üç puan verdi. Sonuncu olmuştuk. Sonraki on yıllarda Eurovisyon Şarkı Yarışmalarındaki oylama sürecinin adil olmadığı, siyasetin gölgesinde kaldığı hep tartışıldı durdu. En ilginciyse 2003 yılında Eurovisyon komitesi tarafından yapılan değerlendirme oldu. “Seninle bir dakika” komite tarafından yarışmaya katılan gelmiş geçmiş bütün şarkılar arasında en başarılı yirmi eserden birisi olarak gösterildi. Popüler video kanallarında girdiğinizde şarkının bugün bile ne kadar çok sevildiğini, altındaki yorumları okuduğunuzda tek kelime bile Türkçe bilmeyen yabancı dinleyicilerin yaptıkları övgü dolu yorumları göreceksiniz.

Ara 052017
 

downloadDuymak istediklerimi bir türlü duyamıyorum. Onlar da biliyorlar aslında ama inatla, ısrarla, inatlarında ısrarla söylemek istemiyorlar çünkü kavga etmek çok daha işlerine geliyor. Ne bileyim bir tanesi bile çıkıp “İşte bizim çılgın değil sizi seviçten çıldırtacak projemiz bu. Üzülmeyin Dünya Kupası finallerine gidemedik diye, bir sonraki Dünya Kupası bizim olacak” demiyor.

Oysa ne güzel günlerimiz vardı bizim. Futbol sahalarında kazanılan her maç sonrasında Viyana’yı fethetmişcesine sevinerek sokaklara dökülürdük. Hepimizin dini, dili, rengi aynı olurdu. Bilemedim, sokaklara dökülmemiz miydi onları rahatsız eden?

Sadece futbol mu? Nerede o eski olimpiyatlar? Naim yumruğunu salladığında gözlerimizden sevinç gözyaşlarının döküldüğü o günler. İşte bununla ilgili birşeyler duymak istiyorum. “Desinler ki; Ey benim güzel halkım. Seksen milyonluk ülkeye hele ki bu kadar yetenekli, delikanlı genci olan bu büyük ülkeye yakışmıyor bu durum. O olimpiyat denilen müsabakalar silsilesinde  tulum çıkartmazsak, altın madalyaları elma armut gibi toplamazsak….” Benzer sözleri duyabilirim ümidiyle her söylediklerini dikkatle dinliyorum; tık yok.

Evet spor bizi birleştirsin. Sanki kabahatmiş gibi sakladığımız zenginliğimiz olan farklılıklarımızı unuttursun peki ya karnımız nasıl doyacak? Mesela bir tanesi çıkıp şöyle desin; “Ey vatandaş! Üç tarafın denizle çevrili. Aslında bir yarım adada yaşıyorsun yaşamasına da balık için hamsiyi bekliyorsun. Denizin kralı lüfer sene de kaç kere geliyor sofrana? Peki ya kırlangıç balığı çorbası? Çorbayı bir kenara bırak hayatında kırlangıç balığı gördün mü hiç? Göremezsin çünkü onu da tükettik. Biz bu ülkeyi en zengin derya deniz ülkesi yapacağız.” Yok. Denizler ülkesinde denizle ilgili tek bir söz yok.

Şehirler beton binalarla dolacak, ormanlar yanacak, su kaynaklarımız tükenecek ve istisnasız olarak her birisinin çılgın projesi, yol, köprü, tünel yapmak olacak. Bir Allah’ın kulu bile çıkıp da “Yaz turizmi, kış turizmi, ilkbahar, sonbahar turizmi, kültür turizmi, doğa turizmi daha ne kadar turizm çeşidi varsa alayı bu ülkede yapılır kardeşim. Bütün dünya bu güzellikleri görmek için buraya akacak” demeyecek.

Yine de duymak istediklerimi duyabilmek özlemiyle izlemeye devam edeceğim. Çok da fazla birşey  değil aslında istediğim. Birisi çıkıp da kavgadan dövüşten gayrı diğerlerinin söylemediği farklı birşey söylesin, yalan da olsa söylesin istiyorum. Güzel ülkem için biraz ümit istiyorum, hepsi bu aslında.