Oca 142013
 
Adil düzen

Herkesin vicdan terazisi farklı tartıyorsa adalet aramak boşuna

Yağlı lokmaları boğazından rahatça indirişine, yıllarca çalıştığın halde sahip olamadığın ve yıllarca çalışsan sahip olamayacağın evde rahatça yaşayışına, sevgilisine, karısına, çocuğuna rahatça sarılışına ve zerre kadar suçluluk duygusu duymadan yaşayıp gidişine şaşırırsın o adamın. Hiç mi vicdanı yok, hiç mi korkmaz diye sorarsın kendi kendine cevap alamazsın.

Sen, Sait Faik’in Bulamayan Hikâyesindeki, büyük bir buluş yaptığına inanan o güz mevsiminin adamı gibisindir.  Arşimet kanunundan yola çıkarak suyun üzerindeki ağırlığı sıfır olan bir gemi yaptığına delicesine inanmıştır o adam. Günün birinde suyun kaldırma yasasının yanı sıra bir de arzın cazibe yasası olduğunu  söyleyen birileri çıkar karşısına. Hayalleri kırılır güz mevsiminin adamının, elindeki oyuncağı parça parça olur. Senin de başına gelen bundan farklı değildir çoğu zaman. Bir gün hiç ummadığın birisi çıkar, kendisinden hiç beklemediğin laflar eder. Buz keser kalırsın. Kanın önce çekilir sonra hızla şakaklarına hücum eder. Doğru bildiklerinin yanlış olduğu vurulur yüzüne. Bildiklerinden şüphe edersin. Namusuyla yaşayan, çalışan, ekmeğini taştan çıkartan eninde sonunda ödülünü alacaktır diye inanmışken, gücün hep namuslu olmayandan yana oluşunu izlersin hayretler içerisinde.

Doğru bir mantıkla yanlış bir sonuca ulaşılabilirsin ama yanlış mantık doğru sonuca götürmez asla. İşte asıl şaşırdığın da budur. Yanlışlar içerisinde, yanlış mantık kurgularıyla yaşayışına devam eden o adam, dürüstlük ve namus timsalidir kendince. Vicdanı sızlamaz mı diye sorardın ya, hayır sızlamaz. Korkmaz mı diye sorardın ya hayır korkmaz. Vicdansız mıdır, korkusuz mudur? Hayır değildir. Kendi içinde kendi adil düzenini kurmuştur o adam.  Yaptıklarının her birisinin kendince akılcı açıklamaları vardır. Kısasa kısas der kimi zaman, kimi zaman pay kapma kavgasında önüne geçmeye çalışanların önüne geçmek zorunda kalmıştır. Kimi zaman memleket, iman, amaç uğruna çiğnemiştir diğerlerinin haklarını.

Modern çağın büyük düzeni herkesin kendi içerisindeki adil düzenin üzerine kurulmuştur aslında. Bir anda yüzlerce kişiyi işsiz bırakan yazının altına imza atan iş verenin, çalışanını açlık sınırı altında yaşatan yöneticinin, en büyük payları en kalantora veren hakemin her zaman haklı nedenleri olduğu gibi üç beş kuruşun hesabını yapan, iş yerinden tırtıkladığı dar vakitleri kâr sayan en alttakinin de kendince haklı nedenleri vardır mutlaka. Kendi mıntıkasına girdi diye diğerinin gözünü oyan seyyar nohutlu pilavcının, karda, kışta, kıyamette ekmeğini taştan çıkartmak gibi yüce bir amacı vardır. İşçisinden patronuna, vatandaşından siyasetçesine, öğrenciden öğretmene, çocuktan anaya babaya kadar hemen herkes kendi adil düzenini uyguladığı için rahattır vicdanlar. Savaşlar çıkar, binler yüz binler ölür, ölümcül silahlar gönderilir sınır ötesine ki daha kolay öldürsün insanlar birbirini diye,  ”ama haklıyız” dedirten sebepler sıralanır ardısıra.

Böylesine şiddetle eleştirirken, sen bile kendi adil düzenine uyarsın çoğu zaman ama iyileri kötülerden ayıran bir farkın vardır senin. O vicdan denen rahatsız edici canlı yapışır yakana, kemir kemir kemirir içini. Üzerinde kalan elli kuruş yüzünden uykuların kaçar. Ağır mı konuştum, kalbi  mi kırıldı diye içlenirsin, iki gündür on dakika geç kalıyorum diye dertlenirsin çünkü kendi içindeki, adil düzen terazisinin karşı kefesini dolduramazsın bir türlü.

Vicdanın sızlar.

Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: