Eyl 272015
 

eller

Dar gömlekleri, paçaları yerlere değen rengi solmuş dar kot pantolonları, tabanı düz ayakkabılarıyla geliyorlar. Saçları jöleli, kolları zayıf, bacakları çevik, dal gibi çocuklar hepsi. Her günün sonunda şeflerine telefon açıyorum, “İş ağır çoluk çocuk gönderme” diyorum. “Tamam” diyor demesine ya arkasından da ekliyor, “Şu an için gelebilecek sadece bunlar var ama yine de bakayım ben.”

Yeni depo çok büyük.   İstanbul’daki bütün şubelerinin arşivi tek bir yerde toplanacak. Yıllarca kalın bir toz tabakasının altında kalmış on binlerce dosya yeni kutularına yerleştirilecek, devasa raflara dizilecek. Kim yapacak, kim taşıyacak, kim elinde kalem kutuların üstünü yazacak, kim ağır kutuları raflara atacak? Temizlik işlerine bakan firma üstleniyor. Her gün istediğimiz sayıda çalışanını depoya gönderiyor.

Ağustos sıcağı yükseklerde, havadaki nem bunaltıcı. Değil yük taşımak, yürümek bile zor.

Her sabah aynı merasimle başlıyoruz çalışmaya. Daha ilk dakikadan itibaren karıştırıyorum ama yine de isimlerini soruyorum. Kimisi lise son sınıf öğrencisi, kimisi bitirmiş beklemede. Kenar semtlerin de kenarlarında kalan yerlerden, aynı mahalleden geliyorlar.

Kutular elden ele geziyor, yerini buluyor. Gömlekler çıkıyor, o ince kollardaki, ince adalelerin üstünü pırıl pırıl parlayan ıslaklık kaplıyor. Gülerek, yemek yiyişleri gibi, ekmeği dişleyişleri gibi iştahla çalışıyor çocuklar. Burunlarının ucundan ter damlıyor, beyaz atletleri toza bulanıyor. Birisi cep telefonunu çıkartıp ortaya koyuyor, yüklü şarkılardan birisi çalmaya başlıyor. Nefes nefese  hep bir ağızdan birbirlerine el hareketleri yaparak eşlik ediyorlar şarkıya;

“Hayat kadını, Allahsız sürtük, biz seninle,  orda burada ne hayat sürdük…”

Yoruluyorlar. Dayanamıyorum, sıyırıp gömleği, giriyorum aralarına. Ağır kutular artık benim de üzerimden geçiyor. “Şumo!” diye sesleniyorum çünkü arkadaşları da ona Şumo diyor.  “Aç bakayım şu hayat kadınını bir daha dinleyelim.” Gülüşüyorlar.

O ince kollar gittikçe kalınlaşıyor, o ince eller güttükçe büyüyor gözümde. Şişen boyun damarlarının içinde deli bir kan akıyor. İnip kalkan göğüs kafeslerinin her birisinin altında deli bir yürek çarpıyor. Yılmadan, usanmadan, aldıkları üç kuruşun hakkını misliyle vererek çalışıyor çocuklar.

Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: