Tem 102016
 

[:tr]

nR7yWW0soo
Hayat; bazıları için zor yapılan bir eylem, kimileri için ise güzel rüyaların haricinde kalan zaman dilimi…İnsan öyle bir canlıdır ki elinde olan şeyin hesabını yapar, elinden giderken de yasını tutar. İnsan hep bir kaçışın içindedir aslında, bir koşuşturmanın... Ya kötüden kaçmaktadır, ya da iyiliğe ulaşmaya çalışmakta… Hep erken gider yeni maceralara oysa çok geçten daha kötüsü yoktur. Ve bu iki kavram iç içe.. Hayat ve İnsan. Hayatın içinde olan bir başka şey ise sokaklar…Bir sokağa giriyorum bir ağlayan çocuk, ya dondurması eridi ya da balonu uçuk, bir adet bağıran seyyar satıcısı yüzünden anlıyorum akşama ekmek çıkmayacağı için hayal kırıklığını, birkaç tane etrafa laf atan genç yüzlerinde yere değmek üzere olan serseri bir gülümseme anlam veremiyorum, biraz daha yürüyorum bir çift kavga eden karıkoca bilmiyorum bir boşanma faciasının sebebini daha. Ve sokak bitsin diye dua ederken bir adam sesleniyor arkama dönüyorum ve elinde bir adet dondurma. Uzatıyor ve almamı beklercesine bakıyor ayıp olmasın diye alıyorum. Yemek yerine elimde tutmayı ve erimesini izlemeyi tercih ediyorum. Biraz daha yürüyorum sokak bitsin diye Allah’a yalvarıyorum. Ama sokak bitmiyor. Ve en sona geldiğimde bir tabela görüyorum. Kocaman harflerle yazılmış fosforlu bir yazı:
ÇIKILACAK YOLU SEN DEĞİL ALLAH BİLİR!
Geriye dönüyorum önce etrafıma sonra da gökyüzüne bakıyorum üzerime bir kağıt parçası düşüyor. Bu sefer siyah renklerle bir yazı:
HAYAT GEÇ KALANLARI HİÇ AFFETMEZ!
Daha neye geçip gecikmediğime anlam veremezken dışarıya erken çıktığımı anlıyorum. Ve hayatla olan çelişkili ilişkimize gülüyorum daha fazla yürüyorum, bir daha yürüyorum. Daha önceden geçmiş olduğum yolları tekrar yürürken aynısı olmadığını farkediyorum. Bu seferde bir çocuk değil genç bir bayan ağlıyor, sebebinin bir dondurma veya uçan balon olmadığını yüzündeki ifadeden anlayabiliyorum. Sonra bir mağaza satıcısıyla karşılaşıyorum elinde bir sürü askılı elbise birilerine denetmeye çalışıyor. Onun işi de zor deyip yoluma devam ediyorum. Mevsim kış ama yürekler yaz olduğunda inatçı…
Bir hocam her şey insanlar içindir demişti. Ama insan olarak hepimiz gülmeye zamanımız imkanımız ve yoldaşlarımız varken sebepsizce yere çömelip ağlamayı tercih ediyoruz. Neden diye soruyorlar illa ki bir sebep buluyor ve herşeyden şikayet etmeye başlıyoruz. Mutsuzum, hastayım ve yalnızım… Bu üç bahane dışında bir bahanem yok benim bu sokakta. Bıktım diyorum anlamıyorlar usandım diyorum eş anlamlısı diyorlar. Ve ben en sonunda hastayım demek zorunda kalıyorum ona da iyileşince geçer diyorlar. Peki ilgi mi istiyorum yoksa azıcık sadakat mi? Bu soruyu sormak istiyorum bu sokak sakinlerine. Hatta bütün mahalleye, bütün şehre. Bu derdimi anlatmak istercesine merhaba dediğim insandan aldığım cevap yaşamak istemiyorum oluyor. Ve etrafta herkes farketmeden birbirini intihara sürüklüyor. Peki ya savaşlar; savaşlarında asıl kaynağı olan silahlar değil oysa sokakta ki olan kapkaççılar, ya da ekmek sıralarında kaynak yapan gözü açlar.
Ve şundan eminim; şuan ki bahanem yalnızlık, etrafımda insan olmadığı için değil dinleyenim az olduğu için. En sonunda biri diyor ki sus ağlama artık. Her şeye sahipsin mutlu olman gerekirken ağlama.. susuyorsun yapacak bir şeyin olmadığını düşünürcesine. Ama sonra yalnız olmadığını hissettiren bir güneş doğuyor sokağa. ve bütün sokakta olan insanlar gökyüzüne bakıyor. İşte o zaman anlıyorsun aynı gökyüzüne aynı anda baktığın o kadar insan varken yalnız olman imkansız…
Ve yürümeye durmadan devam ediyorum. Sadece İstanbul’da olur sandığım kağıt helvacı ile karşılaşınca kendimi tutamayıp alıyorum. Ve kağıt gibi poşetin içinden çekerken bir not ile daha karşı karşıya geliyorum. Notta yazan soru benim uzunca olduğum yerde kalıp düşünmeme neden oluyor:
ÖLÜMDEN Mİ KAÇIYORSUN YOKSA YAŞAMAKTAN MI KORKUYORSUN?
Ve bir an ölüme ters düştüğümü farkediyorum. Geri dönüp yürüdüğüm yoldan geçtiğimi. Ama ne yapacağım hakkında bir fikrim yok. Oracıkta kedi gibi kalıyorum. Ve şu an ya bir yardımseverin bana süt vermesini ya da bir vurdumduymazın beni barınağa götüreceğine anlam veremezcesine…Herkes seni mutlu sanarken ben kendimi neden buna inandıramıyorum? Neden Neden Neden... Bir sürü nedenle geçtiğim yolları tekrar yürüyüp yürümemekte kararsız kalıyorum. Ama şundan eminim; öğrendim ki kimi sevdiğin önemliymiş. Uzun yolu göze almayana kelebek olunmazmış, nefesi yetmeyenle denize dalınmazmış, dişi ağrıyanla elma şekeri yenmezmiş. Ve ben bu mişlerin hepsini yapmış biri olarak yoluma devam etmeyi hakediyor muyum?
Ne demiş Andre Gide; kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.
Belki de mutsuz değil sadece yorgunumdur. Yaşadıklarım ağır gelmiştir vücuduma.. hislerim hissiz kalmıştır bilincim arttıkça umutsuzluğum güçlenmiştir. Ve serçe kadar yüreklerim gökyüzü kadar sancısı olduğunu anladığımda tam da o yolun ortasındaydım. Ama şu an ileriye bir adım attım ve gökten bir balon indi. Üzerinde yazan şey önüme bakmam sebep oldu;
TÜM DÜNYA VAZGEÇ DEDİĞİNDE UMUT FISILDAR;
BİR KEZ DAHA DENE!

Continue reading »

Paylaş
Tem 102016
 

[:tr]10kasim6

1931 yılı,Şubat ayının ilk günüymüş. Pırıl pırıl parlayan Güneş,İlkbaharı müjdeliyormuş bir bakıma. Kulaktan kulağa bir söz dolanmaya başlamış,Denizli sokaklarında.”Mustafa Kemal geliyormuş,Mustafa Kemal geliyormuş.”   Günün aydınlığında, gecenin karanlığında, yansıyıp gidiyormuş bu söz uzak köylere, kasabalara,komşu illere. Dalga dalga savrulup gidiyormuş Ege Bölgesinin dört bir yanına.

Muğla pazarında almış haberi Ali Çavuş. Pazar  yerindeki sergisini hemen toplayıp eşeklerine yükleyerek yola koyulmuş. Göktepe’yi aşıp, Tavas’ geçmiş. İki günde ulaşmış Tekke köyüne. Tekke köyü, Denizli’ye yakınmış. O gece yıkanıp dökünmüş ve bir güzel uyku çekmiş evinde. Ertesi gün erken Denizli’ye varmış. Denizli’nin  sokakları dolmuş taşmış insanlarla bir gün önceden. Uzak köylerden, kasabalardan ve çevre illerden pek çok insan gelmiş Denizli’ye. Continue reading »

Haz 102016
 

dumlupınar

ABD Deniz Kuvvetleri için 1944 tarihinde üretilen USS Blower adlı denizaltı, ilk görevini yerine getirmek üzere Panama’ya giderken Amerikan devriye botuna çarparak ilk kazasını yaptı. Evet bence de ne alaka veya bize ne Amerikan’ın denizaltısından. Aslında gerçekten de keşke ‘bize ne’ diyebilsek ama USS Blower, Türk Denizcilik tarihinin acı hatırasıdır. Marshall Yardımları çerçevesinde müttefiklerine silah yardımları yapan ABD, Türk Deniz Kuvvetlerine Bumber ve Blower adlı iki denizaltıyı vermiştir. Bu gemilerden Bumber, Çanakkale ismini alırken, Blower ise Dumlupınar ismini almıştır.
Tarihler 4 Nisan 1953’ü gösterdiğinde ise yine o acılarımızın başkenti olan Çanakkele’den bir acı haber daha ulaştı bizlere. Dumlupınar denizaltımız NATO tatbikatından dönerken gece 02:15 sularında İsveç bandıralı Naboland şilebiyle çarpışarak, Çanakkale açıklarında battı. O gün hava o kadar sisliydi ki, denizde 5mil hızla seyreden akıntıya diyecek laf bırakmıyordu, o fena sis…
Gün ağarmıştı. Balıkçı tekneleri, Dumlupınar’ın batarken su yüzüne fırlattığı haberleşme şamandırasını gördü. Gümrük motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz şamandıraya uzandı ve üzerindeki yazıyı okudu ‘’Deniz Kuvvetlerine bağlı Dumlupınar denizaltısı burada battı. Kapağı açın ve denizaltı ile irtibat kurun’’ Continue reading »

Haz 102016
 

sanat

Soylu ve karanlık yanlarımız vardır, çok soysuz ve de aydınlık arayan,parlak gün ışığında
söylenmiş, sanatın yüksek tonlu şarkıları, gölgede kalanlar nasıl duysun…

Sanat üretimi, yaratı süreci ve kültür alanlarının yönetimi bir performans sürecidir. Yaratı sürecinde genellikle yalnızdır sanatçı. Pratik olarak üretime geçtiği zaman, bir kaç kişi kadar bazen yüzlerce kişi kadar genişleyebilir. Kültür alanlarının yönetimine sahip bir kapı girişi arayan sanatçı çoğu zaman kaybolur ve süreç içerisinde sadece kendi varlığının bu sorunu yok edemeyeceğini çözümler. Her sanat sevicisi onunla aynı yere bakıyordur, yine de boy gösterilmek üzere yapılan sohbetlerde, hiçbir sevici, ortak paylaşıldığı iddia edilen görüşü tartışamayacaktır. Üretimi tamamlamanın bir yaptırımı yoktur. Sanat disiplinlerinin ötesinde, ortaya çıkan iş nitelik ve nicelik açısından tabi ki elbette kendini korumalıdır. Popüler bir üretim ya da ileriye dönük bir üretim olması arasında artık çok keskin bir duruş olamamaktadır. Kültürel üretimlerin içerisine dahil olan, eserin markalaşması, kendi üretim alanında pazara dahil olabilmesi, izleyiciye ulaşmasında ,kitle üzerinde oluşturulan merak ve sonrasında acil tüketme politikası ne kadar sistemli uygulanırsa, ürün ve üretim sonrası başarı o yönde tutarlı olur. Continue reading »

Haz 102016
 

anne

Aklım dün de, yolum bu günde, sensiz yaşamak her gün daha da zor geliyor zor anne.
Ah ne zormuş senin açmadığın kapının eşiğinden girip selam vermek, ya hu ne zormuş anne az koy yemeği diyememek…
Çocuklar, yıllar geçip okuyup, evlenip çoluk çocuğa karışında büyümüş olmuyormuş. Çocukluk, anneler ölünce bitermiş.
Ah be anne ne zormuş, sana danışmadan karar vermek. Ne zormuş elin sırtımı sıvazlamadan başarılı olmak.
Zamanla acın dinecek diyorlar, evet fark ediyorum her gün göğsüme oturan acı biraz daha fazla az acıtıyor acımı, sensiz ayakta kalmaya çalıyorum. Bilmiyorum anne ne denli başarılıyım bilmiyorum.
Her sabah; Allah’ım ne olur Rüya olsun diyerek uyanmayı da bıraktım. Kabulleniyorum artık gelmeyeceğini.
Çaydan da tat alamıyorum zaten. Continue reading »

Haz 052016
 


girl-hair-photography-sky-sun-Favim.com-446783

 

GÜNEŞLE  DANS EDEN   KIZ

 

Yıllar yıllar öncesi,Kraliçe adı verilen güzel bir deniz varmış. Eskilerin dediklerine göre bu denizin bir ucu Karadeniz’e, bir ucu da Akdeniz’e ulaşırmış. Karadeniz’in soğuk suları Kraliçe denizine akar, Kraliçe denizinde ısındıktan sonra da Akdeniz’e akarmış. Karadeniz suları soğuk, Akdeniz  suları sıcakmış.Kraliçe Denizin sularıysa ılıkmış. Karadeniz’in kıyıları yüksek kaya duvarlarla, Akdeniz’in kıyıları  düz  ovalarla benzermiş. Kraliçe Denizin kıyılarıysa kıvrım kıvrım nakış örmeler gibiymiş. Bu nakış  örme kıyılar, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar uzayıp  gidiyormuş. Continue reading »

Haz 052016
 

yalnızlık

 

 

 

 

 

ATLAS
yırtılıyor bir gül yaprağı gibi zaman
siyah buğusunu düşürüyor
gem vurduğun ihtiyatlı acılar
söndürülemeyen bir orman gibi
bağdaş kurmuş gözlerine, bir telaş
ah yalnızlık! kadifeden dokuduğun bir kumaş
sokaklara terk edilen
evcil bir hayvan gibi asosyal
sabıkalı kaldırımlara düşen bir zar gibi: hileli
arka bahçende volta atmak

çocukluğun sırılsıklam masumiyeti
kirpiklerine salıncaklar kurdurtan
uçurum mavisi bir atlas
kim öpebilir ki okyanusları dudaklarından

”Önce kirpik uçlarından kırılır kadın”
Parçalanmış bir ayna karşısında
büyütmekten kendi kendini
giderek ışıksızlaşır cennet kokan bir mum gibi
asar kendini sutyeninden
bir alaca karanlık vakti

kadın! efsun bakan gözlerinden
şarjör şarjör paranoya yediğim
öyle güzel cinayetlere kurban gidiyorsun ki
herkes intihar etti biliyor katilini

Haz 012016
 
indir (1)











HİÇ
Bize yeni gökyüzü lazım
Burada gökler de kirlendi yüzler de
Bize yeni mevsimler lazım
Burada kışlar yaz, yazlar kış olmuş
Bize yeni kuşlar lazım
Burada hep bir kanatları kırık
Bize yeni umutlar lazım
Kırıldıkça yenilenen
Bize mavimsi hayaller lazım
Karalandıkça mavisi gitmeyen
Bize yeni dostlar lazım
Kırmayan, dökmeyen
Kalk gidelim diyorum
Gelmiyorsun,
Buralar yıkılıyor görmüyorsun
Kuşlar şehri terk ediyor
Yaşanılmaz diyorum
Balıklar diyorsun
Bilmiyorsun
Bulanık sularda yüzemez olmuşuz
Bilmiyorsun ki
Gitmek istiyorum
İnsanlardan, yalanlardan
Yaralardan, yarınlardan
Senden giderken sana tutulmak istiyorum
Gelmiyorsun...
Anlatmak istiyorum
Dinlemiyorsun,
Kanattılar, ağlattılar, acıttılar diyorum
Ağlama diyorsun
Silmiyorsun ki
Yaşayamıyorum diyorum
Nefes al diyorsun
Nefesimi kestiler
Sesimi kestiler
Ses tellerimi kopardılar
Umutları avuçlarında parçaladılar 
Parçalanmış diyorum
Yapıştırmaya çalışıyorsun
Senin çarelerin başka yaralara
Başka yarlara
Başka başka yağmurlara
Senin çarelerin bana yara
Bilmiyorsun ki hiç
Hiç...
Haz 012016
 

indir

 

 

 

 

 

 

BAZEN YARADIR ZAMAN

Derler ki zaman ilacıdır her şeyin
Bazende yaradır zaman geçmek bilmez
Mesela ölümcül bir hasta için
Zaman ölümün habercisidir
Babasız bir çocuğun babsına özlemidir zaman
Onu hatırlatan her saniye her dakika
Tükenmek bilmez anılardır
İçinde yaradır zaman
Bir sevgili için
Kavuşmak beklentisidir zaman
Hasrettir gurbettir
Sevgiliye düşmandır zaman
Bir işçi için ızdıraptır zaman
Soluk soluğa çalışmaktır
Karın tokluğuna
Çoluğun çocuğun eş dostun
Dört gözle beklemesidir

%d blogcu bunu beğendi: