May 182016
 

kişilik

 

Saatlerdir önümde duran beyaz boşluğa bakıyorum. Saatlerimi, dakikalarımı, saniyelerimi harcıyorum. Zihnimdeki tuzaktan uzaklaşıp, sahteliğin doğurduğu bir ruhla karşı karşıya kalmalı mıyım? Bilmiyorum. Sıradan ve basit biriyim ben. Kimseye verecek tek bir hesabım yok. Fakat kendimi hep birilerine verecek hesap ararken buluyorum. Kendimden uzaklaşamıyorum, içimdeki insandan gidemiyorum. Başka birisi olmak kurtarır mı beni? Başka bir insanın gözleri olmak  çeker alır mı beni? Kapatıyorum gözlerimi, kendimi bulduğum o cehennem vadisi dört bir yanımı yakıp kavuruyor. Kırmızı, siyah, yeşil, mor, beyaz, gri, kahverengi, bordo hangisiyim ben? Hangisini temsil ediyorum bu dünyada? Bu karşımda duran beyaz boşluk, gözlerimi kapattığım anda kelime fırtınası çıkarıyor ortaya. Tutunuyorum çığlık atan satırlara. Açıyorum gözlerimi kendi yığınıma, kendimi nasıl yok ettiğime bakıyorum. Kendimi bulamıyorum, kendimi kendimin içinde bir yerde saklamışım ve bulamıyorum. Bir romanın son cümlesinde, bir renkte, bir insanda… Kendimi nerede arayacağımı bile bilmiyorum. Kapat gözlerini diyor birileri, o hiçbir şeyi görmeden takılı kaldığın zamanın içinde ara diyor birileri. Gözlerin kapalıyken koşmaya, bir insanı tanımaya, kendini bulmaya çalış deyip kaçıyor bir ses. Kanımı dondursun istiyorum bazı şeyler, soyutlanayım buralardan, elimde tutacağım kırık bir aynam bile olmasın istiyorum. Bomboş kalayım, tek bir eşyam olmasın, şu beyaz boşluk dahi gitsin. Bir fısıltının sesine takılıp, yasakları ve kuralları bol olan bir gezegene gidip; yasaklarını ve kurallarını hiçe sayarak yaşamak istiyorum. Kendimi düşürmek ve her düşürdüğümde kaldırmak istiyorum. Gözlerim kapalıyken bir insanla tanışıp bana kötülük yapmasını istiyorum. Tüm kötülüklere fısıldıyorum, gitmeyin beni iyi bir insan yapmadan gitmeyin.

 

Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: