Eyl 022012
 
Pet şişeden ayakkabı

Beğenmediğin hayatın belki de bir başkasının hayalidir

En sevdiğin, sade haliyle yetmez olacak.

Makarnayı sos kullanmadan yiyemeyeceksin mesela çünkü krema,  mantar ve sarımsak eklemeyi öğrettiler sana. Bir de karidesi keşfettiğin zaman yavan gelecek o ince çubuklar. Lök diye midene oturacak. Ekmeğe sürdüğün çikolatayı krep hamurunun içine sürmeyi ve ille de muzla doldurmayı öğreneceksin. Kuru fasulye tereyağlı, pastırmalı, soğan da mutlaka kırmızı soğanın cücüğü olsun diyeceksin. Lezzet üstüne lezzet, katlanmış lezzet isteyeceksin.

Aşık olacaksın. Uzaktan sevmek yetmeyecek. Dokunmadan geçirdiğin günler azap gelirken, dokunmadan geçen ömürlerde yazılmış mısralara küçümseyerek bakacaksın. Hazzını arttırmanın en kolay yolunun soyunmuş tene dokunmak olduğunu inanacaksın. Dokunmak yetmeyecek mıncıklayacaksın. Gözlerin gökyüzünde uçan kuşları taramaya başladığı gün, avucunun içinde tuttuğun serçeyi, daha fazla hissetmek adına açlıkla sıkarak öldüreceksin.

Işıltılı reklamlar gösterecekler gece gündüz. Küçücük elektronik aletlere, dev ekranlara sahip olmak için servetler ödeyeceksin. Hiçbir zaman istediğin gibi olmayacak. Ne zaman “tamam oldu” desen çok daha göz alıcısını, çok daha beceriklisini çıkartacaklar karşına. Güçlükle sahip olduklarının değeri kısa sürede düşecek.

İşin olacak ama kazandığın yetmeyecek. Emek vereceksin kimse görmeyecek, para etmeyecek. Emek vermeden yükselmek isteyeceksin, bilgin yetmeyecek. Beğenmediğin ve küçümsediğin yaşantının bir başkasının hayali olduğunu anladığın gün iş işten geçmiş olacak. Severek, huzurla, zevkle, şevkle çalışmanın en büyük tatil olduğunu bilmediğin için, tatilin sadece deniz, kum, güneş ve sabahlara kadar süren eğlence olduğunu zannedeceksin.

Bir evin varsa bir de yazlık gerekecek tamamlandı diyebilmen için. Araban varsa bir üst modeli için fırsat bekleyeceksin.

Hep daha fazlasını isteyeceksin çünkü seni önce mahrum bıraktılar, sonra fazlasını istemeyi öğrettiler.   Kendini hiçbir zaman, yuvasında ekmek kırıntısı bile olamadan güne başlayan kuşlar kadar güvende hissedemedin. Elde ettiklerin yetmez diye fısıldadılar kulağına ve emrettiler.

“Lezzet üstüne lezzet, haz üstüne haz, hadi harekete geç. Hazzı arttır.”

Ve ek olarak;

Angarya olarak verilen işi yerine giderek, bin bir zorlukla tamamladım. Araba istedim gönderemediler. Taksi için fazlasıyla uzak mesafeydi gönlüm razı olmadı. Yarım saat bekledikten sonra gelen otobüse attım kendimi. Hava çok sıcaktı, gömleğim terden ıslanmıştı. Boş koltuklardan birine cam kenarına yerleştim, başımı arkaya yasladım. Açık camdan yüzüme vuran rüzgâr ilaç gibi geldi. Gözlerimi kapatıp yüzümü rüzgâra verdim. Derin bir nefes aldım, rahatladım. Gün belki yorucu geçmişti ama o anın keyfi bütün günden uzak, bütün günden ayrıydı.

“Çok şükür” dedim “Şu an buradayım.

Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: