Oca 112015
 
Yaşlılık

Ölüm Allah’ın emri, İhtiyarlık olmasaydı

Ölüm Allah’ın emri ayrılık olmasaydı diye devam eden içli türküleri dinlediğim günlerden, ölüm Allah’ın emri ihtiyarlık olmasaydı diyeceğim günlere geleceğimi düşünmüş müydüm bundan otuz sene önce?  Ailenin büyükleri geçmiş dönem anılarını bundan on sene, yirmi sene, otuz sene önce diye başlayan sözlerle anlatmaya başladıklarında o on seneler, yirmi seneler, otuz seneler ne de büyük görünürdü gözüme. Oysa bugün bazen küçük bir kelime oyunun, bir eşyanın, bir şarkının ya da bir kokunun attığı çağrışım oku, on sene, yirmi sene, otuz sene öncesindeki bir anı vurduğunda zamanın insanın avuçlarında tutmaya çalıştığı su gibi akıp gittiğini anlayıveriyor insan.

Tansiyon ilacını aksatmayan, yarın için, öbür gün için, bu sene için ve seneler sonrası için hazırlık yapan hayata sımsıkı bağlı ihtiyar insanları seviyorum. Öyle ki ömrün yüzde doksanlık bölümünü büyük bir ihtimalle doldurmakla birlikte vadenin sona erme süresinin çok daha uzakta olduğunu varsayarak yaşayışları göz ardı ettiğimiz bir gerçeği haber veriyor. Evet insan eninde sonunda öleceğini biliyor ama kaç yaşında olursa olsun o kaçınılmaz sonun çok ama çok uzun yıllar sonra kendisini bulacağını zannederek yaşıyor. Yine evet ölüm birgün gelecek bizi alacak ama daha çok var düşüncesi bir an olsun yakamızı bırakmıyor.

Her canlı kendisine biçilen sürenin çocuklunu, gençliğini, yaşlılığını yaşıyor. Kim bilir gençlik döneminde daha önünde uzun yıllar olduğunu düşünen insanoğlu gibi, belki de yumurta evresinden çıkmış tırtıla, kelebeğe dönüşeceği günlere çok uzun bir zaman varmış gibi geliyor. Biz insanoğulları tarihin belki en büyük belki de en anlamsız buluşu olan takvimi icat etmiş olduğumuzdan ve her işimizi matematiksel hesaplara göre ayarladığımızdan geçen günler ve geride kalan yılların sayısı ister istemez acı veriyor.

Evet hayat geçiyor. Ömür bir gün son bulacak ama şu ihtiyarlık! Kabul etmek lazım ki ayrı bir güzelliktir ihtiyarlık. Akıl büyür, tecrübe artar, sakin, soğukkanlı bakmayı öğreniştir insan hayata. Hani diyor ki insan ihtiyarlık  da beklenen son gibi kaçınılmaz ama hiç değilse böyle olmasa. Bu deformasyon, bu erozyon, bu çöküş yaşanmasa! Yılları devirdikten sonra bile fiziksel aktivitelerimiz kaybolmasa, saçlara aklar düşmese, eller yüzler kırışmasa, kemikler eskimese! Elden ne gelir ki böyle olmuyor. İlahi düzen belli bir süreden sonra yaşayışı geri çeviriyor. Yedi çarpı yirmi dört saat çalışan beden en üst performansına ulaştıktan son her gün bir önceki günden biraz daha az çalışmaya başlıyor. Yeni hücreler daha az üretiliyor. Gençlikte aklı başından alan hormonların seviyesi her an biraz daha düşüyor. Şakaklara yağan kar, gözler altındaki mor halkalarla aşılan yolun yarısı fabrikanın üretimi durduracağı anı haber veriyor.

İnsanoğlu var olduğu günden bu yana doğum, yaşam ve ölüm üzerine kafa yoruyor. Oysa o kaçınılmaz gün geldikten sonra açılacak kapının ardında yepyeni bir hayat başlıyor. Zamanın, günlerin, yılların ve insan icadı takvimlerin olmadığı kiminin sonsuz huzur kiminin büyük pişmanlıklar duyacağı bir yaşam.

O kaçınılmaz an, her an biraz daha yaklaşıyor.

Paylaş

  2 Responses to “İHTİYARLIK OLMASAYDI”

  1. Bu ne kadar güzel yazı.Evet keşke takvimler bir de aynalar olmasaydı.
    Geçen gün ziyaret ettiğim seksen yaşlarında bir ailede, evi dolaşmam icap etti.Baktım tek bir ayna yok.Karı koca üst düzey ,tahsilli insanlar.
    Galiba hatayı orada yapıyoruz.
    Aynalar olmasın

  2. Yazı çok güzel!
    Konu; son aylarda aklımdan çıkmayan türden.
    Çünkü yaşlandığımı biliyorum,zamanım azaldı.
    Yaşamım normal seyrinde olsa da hissediyorum. Ama….
    Ama; beni en çok üzen, hiç yaşlanmayacakmış ya da hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanların davranışları! İşte bu çok koyuyor insana.
    Onların yaşlılıklarını mümkün olsaydı da görebilseydim.
    Bir “yaa….” çekebilseydim.
    Elinize-kaleminize sağlık. – Meral Döşemeciler

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: