Haz 052016
 


girl-hair-photography-sky-sun-Favim.com-446783

 

GÜNEŞLE  DANS EDEN   KIZ

 

Yıllar yıllar öncesi,Kraliçe adı verilen güzel bir deniz varmış. Eskilerin dediklerine göre bu denizin bir ucu Karadeniz’e, bir ucu da Akdeniz’e ulaşırmış. Karadeniz’in soğuk suları Kraliçe denizine akar, Kraliçe denizinde ısındıktan sonra da Akdeniz’e akarmış. Karadeniz suları soğuk, Akdeniz  suları sıcakmış.Kraliçe Denizin sularıysa ılıkmış. Karadeniz’in kıyıları yüksek kaya duvarlarla, Akdeniz’in kıyıları  düz  ovalarla benzermiş. Kraliçe Denizin kıyılarıysa kıvrım kıvrım nakış örmeler gibiymiş. Bu nakış  örme kıyılar, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar uzayıp  gidiyormuş.

Kraliçe Denizin kıvrım kıvrım dolanıp giden kıyılarının ortalarında bir körfez varmış. Doğuya doğru uzanıp giden bu körfezin ucuna bir  kent kurulmuş. Giderek büyüyen  kent sokaklarında delikanlı kızlar ve oğlanlar dolaşmaya başlamış. Delikanlılar arasında çok sevilen bir Güzelkız varmış.  Kent halkı da çok seviyormuş bu Güzelkız’ı. Çünkü Yaz günlerinde sokağa çıktığında  Güzelkız, Güneş’in önüne bir bulut gelirmiş.Gölgelenen kent sokaklarını okşar dururmuş deniz yeli.Sıcak yaz mevsimi bahara dönermiş.Kış günlerinde  sokağa çıktığında da güneş parlar ve bahar gelirmiş kent üzerine.

Mutluluk ve coşku içinde yaşayıp gidiyormuş  kent halkı o yıllarda. Güzelkız sokağa çıktığında kent halkı da sokaklara koşuyor ve  dolup taşıyormuş kent sokakları.  Genelde deniz kıyısında toplanırmış kalabalık. Denizin küçük dalgalarını yalayıp gelen deniz yeli, tatlı bir müzik sunarmış kıyılara. Güzelkız’la kent halkı şarkılar söyleyip dans edermiş gün boyunca.Güzelkız’ın yaşantısıyla kent halkının yaşantısı bütünleşmiş o yıllarda.

Bu güzelkız ile bu güzel kentin  ünü, çok  uzak ellere kadar  duyulmuş.Çok uzak ellerden de gelenler oluyormuş Kentteki coşkuyu yaşamak için. Gün batımına doğru kent halkı evlerine giderken yaban ellerden gelenler  de deniz kıyısındaki çimenlerin üzerine uzanıp uyurmuş. Tatlı düşler içinde geceyi yaşayan konuklar, güneşin doğumuna doğru uyanır ve uykulu gözlerle evlerine doğru yola çıkarmış.Kış günlerindeyse kent halkı birer ikişer ellerinden tutup evlerine götürürmüş konukları.

Coşkuyla yaşanan bir Sonbahar günü, uzak ellerden gelen yaşlı bir bayan:

-Kızım senin ne?

-Adımı ben de  bilmiyorum,herkes bana Güzelkız diyor,istersen gidip anneme ve babama sorar öğreniriz.

 

Gel zaman git zaman Güzel Kızın ünü daha da uzaklara yayılmış. Dağları,dereleri,tepeleri,denizleri aşarak Yurup denilen kıtadaki ülkelere kadar ulaşmış.Kraliçe Deniz’in Batı kıyısındaki Akılsız Kral da duymuş  güzel kızın ününü.Yurup  kıtasındaki öteki krallar,bu akılsız kral’a:

– Ey sevgili ve Büyük Kral.Kraliçe Deniz’in  doğu kıyısında çok güzel bir kız yaşıyor. O kızın güzelliği Kışı bahar, Yazı da bahar yapıyor. Sana komşu olan bu güzel kentteki bu güzel kızı neden gidip  sarayına almıyorsun?

Yurup kıtasındaki engeltere kralı,da büyük gemiler göndermiş bu akılsız krala.Yurup kıtasındaki öteki kralların oyununa gelen Akılsız Kral,askerlerini bu gemilere doldurarak Kraliçe deniz’i aşmış. Güzelkız’ın yaşadığı kente ulaşmış. Güzel kızın evi denizden 300 arşın kadar içerideymiş.Çevresinde başka evlerin de bulunduğu kocaman bir avlu içindeymiş.Kocaman bir demir kapıdan girilirmiş avluya. Güzel kızın evinin yerini öğrenen kral, komutanlarıyla birlikte demir kapıya dayanmış. Akılsız Kral emir vermiş ve askerler zorla açmış kapıyı. Evinin avlusundaki gürültüleri duyarak evinin kapısının önüne çıkmış Güzelkız. Kapı önünde Güzelkızı gören Akılsız Kral bağırmış:

-Ey Güzelkız, bundan böyle benim sarayımda yaşayacaksın.Benim ülkemde de  kışlar bahar olacak,yazlar  bahar olacak…Bundan sonra dört mevsim bahar olacak benim ülkemde..

O anda Güzelkız’ın  dili tutulmuş.Güzelkız’ın yanına varan Akılsız Kral  ile komutanları, tek ses alamamış .Güzel kız ağzından,Ağzını açıyor, nefes alıp veriyor ama ses çıkmıyormuş ağzından Güzelkız’ın. Güzelkız’ın konuşamadığını gören akılsız kral:

Önceden haber vermeden geldiğimiz için kız korktu, dili tutuldu.Şimdi gidelim,yarın gene gelelim.

Akılsız Kral.Yanındaki komutanlarıyla birlikte,kıyıdaki  gemisine dönmüş. Komutanlar,doktorlar,bilim adamları ve  papazlar ile bir toplantı düzenlemiş.Güzelkız’ın neden konuşamaması üzerine uzun uzun konuşulup tartışılmış ama bir sonuca varılamamış.  Güzelkız’ın dilinin tutulmasının nedeni açıklığa kavuşmamış…

Onlar kral odasında konuşa dursun, Yıldız Falcısı  da kral gemisinin güvertesine çıkarak gece yarısına kadar gökteki yıldızları izlemiş.Toplantı sona  ermek üzereyken kral odasına girivermiş Yıldız Falcısı. Ansızın karşısında gördüğü Yıldız Falcısına, akılsız kral:

-Söyle ya Yıldız Falcısı, yıldızlar ne söylüyor?

Yıldız falcısı:

Yarın gün batımında sorunuzun yanıtını bulacaksınız yüce kralım.

Ertesi gün, Güneş batarken Yıldız Falcısını güverteye çağıran kral:

-Güneş battı Yıldız Falcısı. Güzelkız’ın konuşması için nedir ki çare?

.Yıldız Falcısı:

-Sevgili büyük kralımız, yıldızlar diyor ki Güzelkız ay tutulmasına uğradı.Gökteki ay parçalanırsa Güzelkız da konuşurmuş.O nedenle şu karşıdaki dağın tepesindeki ayçayı kılıcınızla ikiye bölerseniz kızın dili açılacakmış.

Kentin doğu yanındaki dağın tepesine  bakan akılsız kral,dağın doruğunda pırıldayıp duran ayçayı görmüş.Ayçanın ilk göründüğü dağ yamacına Ay dibi deniyormuş.Yerinden fırlayan Akılsız Kral,ordusuna emir vermiş.  Akılsız Kralın ordusu Aydibi tepesinin doruğuna ulaştığı zaman, uçuvermiş  Ayça öbür dağın doruğuna.O gece Ay dibi tepesinin doruğunda konaklamış  ordu .Ertesi günü erken saatte yürüyüşe geçen ordu, akşama doğru karşı dağın eteğine ulaşmış . Güneş batar batmaz dağın tepesinde  göründüğünde ayça,hemen emir vermiş ordusuna Akılsız Kral. Ordu dağın doruğuna ulaştığında, karşı dağın tepesine uçuvermiş Ayça gene.

Böyle böyle nice dağlar aşılmış, nice mevsimler geçmiş, bir türlü ulaşılamamış Ayça’ya. Bu arada Akılsız Kralın ordusunda yorgunluk ve yılgınlık başlamış. Bir kez daha çağırmış Yıldız Falcısın Akılsız Kral:

-Ey Yıldız Falcısı, aylar,mevsimler geçti,iki yıl tükenip gitti. Dağlardan dağlara uçar gider ayça.Ne olacak bu işin sonu?

Yıldız Falcısı:

-Yüce kralım,yıldızların dediğine göre ayça’yı ikiye bölmek olanağı görünmüyor. Yurup krallarının yüce kralımızı  aldattığı gibi yıldızlar da beni aldatmış.Gök yüzüne baktığım zaman incecik bir ayça görünüyor ama giderek dolunay oluyor. Ayrıca incecik ayaçanın önünde her zaman bir yıldız oluyor. Bu incecik ayça ile o yıldızı ayırmak,yakalamak ve parçalamak olası görünmüyor.

Yıldız Falcısının bu  sözü üzerine komutanlarını toplantıya çağırmış Akılsız Kral. Kral hazretleri, komutanlarıyla konuşa dursun,güzelkız’ın ülkesinde yaşayanlar da boş durmamış.İlk olarak ülkenin doğu bölgelerinde bulunan İrizorum beldesinde bir toplantı yapılmış. Sonra da İsvasya beldesinde ikinci toplantı yapılmış.Bu toplantılar sonunda,ülkenin orta bölgelerinde bulunan Engürü denilen   beldede toplanılmış.Engürü de bir meclis kurulmuş ve bu meclise bir başkan seçilmiş.Akılsız Kralın  yaptıkları bütün ülkeye anlatılmış.Ülkenin her yanından pek çok insan, Engürü’ye akmaya başlamış .

Engürü’ye gelen insanların kimileri meclise üye olmuş, kimileri de asker olmuş.Kimileri de hem meclis üye olmuş hem de asker olmuş. Engürü’de bir ordu kurulmuş ve meclis başkanı bu ordunun da komutanı olmuş. Engürü ordusu ile kral’ın ordusu arasında savaş başlamış.Bu savaş tam üç yıl,üç ay ve 15 gün sürmüş.Ay ve yıldızı yakalayıp parçalamak için savaşıyormuş Akılsız Kralın ordusu.Engürü ordusu ise ay ve yıldızı korumak için savaşıyormuş.Ay ile yıldızın hep göklerde kalmasını istiyormuş Engürü ordusu..İki ordu arasında büyük savaşlar olmuş.Zaman uzadıkça kralın askerleri korkmaya başlamış.Engürü askerlerinin yürekleriyse  gün gün daha güçleniyormuş.Engürü askerleri,ülkelerini Akılsız Kraldan kurtarmak için ölesiye savaşıyormuş.Sonunda kralın askerleri kaçmaya başlamış.

Dokuz gün,dokuz gece sonra,Engürü ordusu,Güzelkız’ın yaşadığı kente girmiş.Güzelkız’ın avlusunun demir kapısı şangur,şungur açılıvermiş kendiliğinden.Bunu duyan Güzelkız,avluya,avludan da sokağa fırlamış.”Yaşasın ayyıldız” diye bağırmaya başlamış sokaklarda.Hem koşuyor,hem dans ediyor,hem de şarkılar söylüyormuş.Koşa koşa deniz kıyısındaki Konak denilen alana varmış Güzelkız. Ne olmuşsa olmuş o anda.Üç yıl boyunca kapkara görünen gök yüzü parlamış.Güneşin önünde boğum boğum ak bulutlar dönüşmeye başlamış. Güzelkız’ın sokağa çıktığını anlayan kent halkı da fırlamış sokaklara.

Konak alanı dolup taşmaya başlamış kent halkıyla.Körfezinin öteki yakasında yaşayanlar da kayıklara binerek Konak alanına gelmeye başlamış.Kayıklara yetişemeyenler de yüzerek geçmişler körfezi.Borova,Bucara ve Yalıcık semtlerinde yaşayanlar da koşuşmuşlar Konak alanına.Bu arada,yenilgin askerlerin gemileri, kıyıdan uzaklaşmaya başlamış.Konak alanında toplanan halk,hem kaçan gemileri yuhalıyor hem de şarkılar ve danslarla Engürü askerlerinin kente girişini kutluyormuş.Engürü askerleri de katılmış  Konak alanındaki coşkuya.Ben diyeyim on bin,siz deyin yüz bin kişi  dans edip şarkılar söylemeye başlamış Konak alanında.

Konak Alanı yakınındaki Bahri Baba parkı, ormanlıkmış o yıllarda. Yüksek çam ağaçlarıyla kaplı olan Göztepe ise uzayıp gidiyormuş yukarılara doğru. Konak alanı dolup taşınca Bahri Baba   parkına doğru akmaya başlamış kalabalık.Bahri Baba parkından da şarkılarla, halaylarla Göztepe’ye yönelip doruğa ulaşmış kalabalık.

Göztepe’nin doruğunda, dolana dolana dans edip şarkılar söylenmeye başlanmış.Tepenin doruğundaki ilk halka içinde dans ediyormuş Güzelkız. Tatlı  ezgilerle çınlayıp gidiyormuş sesi yukarılara doğru Güzelkız’ın. Yukarıdaki bulutlar eğiliyormuş Gözte’yi öpmek için ve körfez çırpınıyormuş apansız. Bu coşku yaşanırken ayyıldızlı bir bayrağı yüksek bir çam ağacının dalına asmış Güzelkız. Ne olduysa o anda olmuş. Göztepe’yi öpmeye eğilen bulutların arasında kala kalmış güzelkız. Coşkunu doruğa ulaştığında bulutlarla birlikte yükselmeye başlamış. Yüz binlerin coşkusu duruvermiş ansızın. Bulutların arasında tek başına,şarkılar söyleyerek, dans ederek   süzülüp gidiyormuş Güzelkız. Gözler dikilmiş kalmış uçup giden Güzelkız’a.

Körfez üzerinde süzülen Güzelkız,Güneşe yönelmiş.Güneş ile denizin öpüştüğü anda,Güneşe  ulaşmış ve Güneşle dans etmeye başlamış. Denizin, Güneş ile Güzelkız’ı  kucaklayıp sarmalamasına kadar sürmüş bu güzel dans. Deniz ile gökyüzü, Güneş ile   Güzelkız kucaklaşarak sarılmış birbirine.Güzelkız da denizin gerilerine süzülüp gitmiş güneşle birlikte. Göztepe’deki kent halkı,dura kalmış yerinde.Nefesler  kesilmiş,fısıltı çıkmaz olmuş

Deniz kıyısında bir kıpırdama görülmüş o an.Sağa sola açılan kalabalık arasında,ağır ağır ilerleyen yağız atlı bir adam görünmüş.  Yağız atlı adam, ilerledikçe sağa sola açılıyormuş  kalabalık yukarıya doğru. Yağız atlı adam,Göztepe’nin doruğuna gelmiş. Ay yıldızlı bayrağın asıldığı çam ağacının altında durmuş.  Yağız atlı adamı izliyormuş kalabalık, bir düş evreni içinde. Boğum boğum Kıyıları,yamaçları,Göztepe’yi dolduran o büyük kalabalığa demiş ki yağız atlı adam:

-Güzelkız’ın,güzel kentinin,güzel insanları.Şu çam dalında  dalgalanan bayrağı,Güzelkız  armağan etti bize. Sonra da yücelerden yücelerdeki bir evrene uçtu gitti. Sonsuza dek Güzelkız’ın anısıyla dalgalanacaktır bu ay yıldızlı bayrak.Bizler de sonsuza dek yüreğimizde saklayacağız Güzelkız’ın anısını. Bakın,denizi kucakladı Güneş.Körfez dingin ve gururlu. Güzelkız’n anısıyla dönün evlerinize. Yüreğinizdeki sevgilerle başlayın yarınki işlerinize!’’

Dalga dalga dağılmaya başlamış kent halkı. Göztepe, sessizliğe  bürünmüş. Dolunay aydınlatıyormuş Göztepe’yi. Yağız atlı adamım atının önüne bir kız dikilmiş. Süzülüp yücelerden yücelere ulaşan güzel kıza benziyormuş bu kız da.Yağız atın dizginini tutarak yedeğine almış atı Güzelkız.Yamaçtan aşağı yürümeye başlamış.Yağız at da yavaş yavaş izliyormuş Güzelkız’ı.Yamaçtan aşağı inerken attaki adam sormuş kıza:

-Senin adın ne:

-Latife.

-Beni tanıyor musun?

-Elbet tanıyorum,Engürü  ordusunun baş komutan Gazi Mustafa Kemal Paşasın.

Peşindeki atı yederek körfeze yakın bir köşkün önüne gelmiş Latife kız. Köşkün mermer merdivenleri önünde durmuş Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya bakarak:

-Burası bizim evimiz.Bizim evimize konuk olur musunuz lütfen?

Gazi Mustafa Kemal Paşa,körfez kıyısına doğru bakmış.Körfezin kıyısında, bir bölük süvari birliği varmış.Latife kız da  bakmış körfeze doğru. O da görmüş süvari birliğini ve demiş ki:

Benim babam zengindir,deve kervanı vardır.Aydın ellerinden üzüm,incir pamuk   tarım ürünleri taşır bu kente.Bu ürünler kent limanında gemilere yüklenerek Akdeniz limanlarına götürülür.Hepinizi konuk edebiliriz evimizde.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, kıyıdaki süvarilere el sallamış. Süvari birliği tırısa kalkarak gelip Gazi Mustafa Kemal Paşanın arkasına sırlanmış.Süvari birliğinin önünde  üç  paşa varmış.Gazi Mustafa Kemal paşa ile öteki paşalar,atlarından inmişler.Süvari birliği ise çember gibi sarmış köşkün çevresini. Atlarından inerek Göztepe yamacındaki çam ağaçlarına bağlamışlar atlarını.Atlarının eğerinde sarılı olan battaniyelerini çıkarıp yere sermişler.Dokuz gün dokuz gece süren savaşın yorgunluğunu çıkarmak için  battaniyelerinin üzerine uzanıp uykuya dalmışlar.Nöbete kalan iki süvari dolanıp duruyormuş köşkün çevresinde.

Süvari birliği yerini aldıktan sonra, mermer merdivene yönelmiş paşalar.Latife kız,basamakları ikişer üçer atlayarak balkona çıkmış.Balkondaki büyük masanın kıyısında durup paşalara dönerek:

:Evimize hoş geldiniz.Masamıza buyurmaz mısınız?

Hızlı adımlarla merdiven basamaklarını çıkan paşalar masaya oturmuş.Latife kızın annesi ile babası ve ablası ayakta duruyorlarmış evin kapısının önünde.Gazi Mustafa Kemal Paşa seslenmiş onlara:

-Lütfen ev sahipleri de buyursun masaya!’’

Evin balkonundaki masada sekiz kişi olmuş. Herkes mutluymuş ve herkes gülümsüyormuş. Göztepe uykuya dalmış. Körfez sessizliğe bürünmüş.Dolunay parlıyormuş gök yüzünde.En mutlu olan da Dolunaymış.Çünkü Güneşle dans eden Güzel kızın mutluluğunu görüyormuş.Kente yaşayanların mutluluğunu görüyormuş.Masada oturan sekiş kişinin mutluluğunu  görüyormuş.

Bu mutluluk evreni yaşanırken bir ara Gazi Paşa’nın yüzü gölgelenmiş. Latife Kız hemen sormuş:

-Paşam neden hüzün var yüzünüzde?

Gazi Mustafa Kemal Paşa yanıtlamış Latife Kızı:

-Körfezdeki yabancı gemiler çirkinleştiriyor körfezi.

Latife Kız:

-Paşam, söyleyin,çekip gitsinler.

-İngiltere konsolosluğuna yazmak gerekiyor.

-Yazın gitsin Paşam.

-Ben Fransızca  biliyorum, İngilizce  bilmiyorum.Paşalar da İngilizce bilmez.

‘’Ben İngilizce biliyorum.’’ diyerek içeri koşmuş  Latife Kız.Elinde bir kitap,bir kağıt ve bir de hokka- divitle dönmüş masaya.Kitabın üzerine koymuş kağıdı. Dividin ucunu, hokkadaki mürekkebe batırmış ve demiş ki:

-Hazırım Paşam.

Gazi Mustafa Kemal Paşa  açık açık söylemeye başlamış:

-Biritanya İmparatorluğu, İngiltere Hükümetinin İzmir Baş Konsolosluğuna, Körfezdeki  savaş gemilerinin,körfezde bulunmasında sakınca görülmüştür. Yarın gün doğana kadar körfezden ayrılmaları yararlı olacaktır. Değilse bu gemiler düşman gemileri sayılacaktır.”

Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya imzalatmış yazıyı Latife Kız. Kitabın içinden çıkardığı bir zarf içine koymuş yazıyı. Zarfın kapağını kapatıp Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya vermiş.Gazi Mustafa Kemal Paşa da solunda oturan paşaya vermiş .Zarfı alan paşa,hızlı adımlarla merdivenlerden inerek atına atlamış. Dört nala kıyıya ulaşıp, Konak alanına varmış.  Aynı hızla İngiltere Konsolosluğuna ulaşmış. Zarfı ilgililere vererek çarçabuk dönmüş köşke. Üçer beşer atlayarak çıkmış merdivenleri.Masada oturanları askerce selamlamış.Gazi Mustafa Kemal Paşa, o paşaya teşekkür ettikten sonra demiş ki:

-Görev tamamlandı,huzurla başlayabiliriz yemeğe.

Yemek çok neşeli geçmiş. Dokuz günden bu yana ilk kez böyle güzel bir yemek yemiş paşalar.Yemek sonunda hemen odalarına çekilmişler.Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya bir oda ayrılmış.Diğer üç paşaya da bir oda ayrılmış.Kesintisiz uyumuş paşalar sabaha kadar.Gazi Mustafa Kemal Paşa uyandığı zaman,güneş epeyce yükselmiş.Yatağından Kalkıp banyo odasına girmiş. Önce tıraş olup,sonra banyo yapmış. Aylardır çantasında taşıdığı tören elbisesini giymiş o sabah.

Ev sahipleri ile paşalar, balkondaki kahvaltı masasına oturmuş. Balkona çıkan Gazi Mustafa Kemal paşa, körfeze bakmış. Masada bulunanlar da gözlerini çevirmişler körfeze. Aman Allahım, görünen tablo inanılacak gibi değilmiş.Yabancı savaş gemileri çekilmiş gitmiş körfezden.Tatlı bir imbat esintisiyle yüzlerce kayık dolaşıyormuş körfezde  kuğular gibi. Masmavi körfez suları, kucaklayıp sarılarak öpücükler sunuyormuş üzerinde  dolaşan kayıklara. Kayıklardaki kadınlı erkekli kişiler de coşkuyla el sallıyorlarmış Latife Kızın köşküne. Kimi kayıktakiler de ellerindeki ay yıldızlı bayrakları sallayarak bir marş tutturmuşlar:

Yurdumun dağlarında çiçekler açar

Ay yıldız ordusu, esenlik saçar

Düşmanlar bozulmuş, kaçar ha kaçar

Var olsun yurdumun kahramanları…

Yurdumun dağlarında bekledim durdum

Şehit olanları kalbime koydum

Öksüz yavruları yanıma aldım

Var olsun yurdumun kahramanları…

 

Ayağa kalkarak körfezdeki tabloyu uzun uzun  inceleyen Gazi Mustafa Kemal Paşa, ‘’Şimdi afiyetle yapabiliriz kahvaltımızı.’’ diyerek sandalyesine  oturmuş.Ev halkı ile paşalar da oturmuş sandalyelerine.

Kahvaltıdan sonra, köşkün yakınındaki nöbetçi süvariyi çağırmış Gazi Mustafa Kemal Paşa. Göztepe’nin doruğundaki çam ağacında asılı ay yıldızlı bayrağı getirmesini söylemiş. Uçar gibi bir atılımda  doruğa ulaşan süvari. bayrağı getirip öptükten sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya vermiş.Gazi  Mustafa Kemal Paşa da  ay yıldızlı bayrağı Latife Kıza vererek demiş ki:

-Yücelerden yücelere ulaşa Güzelkız’ın, Latife Kıza bir armağandır bu ay yıldızlı bayrak.Sonsuza dek korunup gözetilecektir.

Bayrağı eline alıp öptükten sonra  götürüp köşkün salonuna asmış Latife Kız.

Eskilerin dediklerine göre, Gazi Mustafa Kemal Paşa, on beş gün kadar kalmış köşkte. Sonra da yanındaki paşalarla birlikte tirene binip Engürü’ye gitmiş. Süvari birliğiyse  atlarına atlayarak Engürü yolunu tutmuş. Paşalar köşkten ayrıldıktan sonra  ziyaretler başlamış köşke.Zamanla gelenekleşmiş bu ziyaretler. Köşkü ziyaret edenlerin gözüne ilk çarpan, salondaki bayrak olurmuş. Uzun uzun ay yıldızlı bayrağa bakarak yücelerden yücelere ulaşmış olan Güzelkız’ı kutlarmış kent halkı. Giderek uzak ellerden de ziyaretler başlamış Latife Kızın köşküne.Göztepe’lilerin dediklerine göre o yıllardan  bu yıllara sürüp gidiyormuş bu ziyaretler.

Çok yıllar geçmiş o yıllardan bu yıllara,ama Göztepe’liler  unutmamış o günleri. Engürü askerlerinin,kente girdikleri günün yıl dönümü kutlanırmış her yıl. Çevre ellerden,uzak ellerden  katılanlar da olurmuş bu kutlamalara.Göztepe doruğu dolar taşarmış akşama doğru.Güneşin batışı izlenirmiş topluca.Güneş ile denizin öpüştüğü anda, Güzelkız’ın güneşle dans ettiği görünürmüş.Sevgili okuyucu,kim bilir belki bir yıl dönümü akşamında, sen de Göztepe doruğuna çıkarsın.Güneş ile denizin öpüştüğü anda, Güzelkız ile Güneşin dansını görürsün.

Göztepe’liler ermiş muradına,biz çıkalım kerevetine…

Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: