Tem 102016
 

[:tr]10kasim6

1931 yılı,Şubat ayının ilk günüymüş. Pırıl pırıl parlayan Güneş,İlkbaharı müjdeliyormuş bir bakıma. Kulaktan kulağa bir söz dolanmaya başlamış,Denizli sokaklarında.”Mustafa Kemal geliyormuş,Mustafa Kemal geliyormuş.”   Günün aydınlığında, gecenin karanlığında, yansıyıp gidiyormuş bu söz uzak köylere, kasabalara,komşu illere. Dalga dalga savrulup gidiyormuş Ege Bölgesinin dört bir yanına.

Muğla pazarında almış haberi Ali Çavuş. Pazar  yerindeki sergisini hemen toplayıp eşeklerine yükleyerek yola koyulmuş. Göktepe’yi aşıp, Tavas’ geçmiş. İki günde ulaşmış Tekke köyüne. Tekke köyü, Denizli’ye yakınmış. O gece yıkanıp dökünmüş ve bir güzel uyku çekmiş evinde. Ertesi gün erken Denizli’ye varmış. Denizli’nin  sokakları dolmuş taşmış insanlarla bir gün önceden. Uzak köylerden, kasabalardan ve çevre illerden pek çok insan gelmiş Denizli’ye.

Kalabalığı yara yara yürümeye başlamış Ali Çavuş. Doğruca vilayete gitmiş. Vali beyin kapısına dayanmış. Kapıda iki polis bekliyormuş. Çok önemli bir toplantı varmış valilik makamında. Belediye başkanı, 51. Piyade Alayı Komutanı, 33. Topçu Alayı Komutanı,çağrılmış toplantıya. Esnaf Birliği Başkanı, Denizli Horozları Derneği Bakanı ile kimi sivil toplum örgütlerinin başkanları da içerideymiş. Mustafa Kemal’i karşılama töreninin planı hazırlanıyormuş.

Kapının önünde bekleyen polislere, ‘’Vali beyi görmek istiyorum.’’demiş Ali Çavuş.Birinci polis, ‘’İçeride toplantı var,giremezsin.’’ Demiş.

Ali Çavuş:

-Çok önemli, Vali Beyi görmem gerek.

İkinci Polis:

-İçeri girmek yasak hemşerim, içeride toplantı var,dedik ya…

Ali Çavuş:

-Önemli bir mesele var Vali Bey’e….

Birinci Polis Ali Çavuş’un sözünü keserek:

-Girmek yasak dedik ya dayı, giremezsin işte, hadi uzaklaş şuradan…

 

Bekleme odasının penceresine doğru çekilmiş Ali Çavuş . Dışarıdaki kalabalığa bakmaya başlamış pencereden. Derin derin soluklanarak içini çekiyormuş. Bir yandan da polisleri izliyormuş. Bir ara polisler kapıdan az uzaklaşınca kapıya yüklenmiş ve içeri dalmış. Bu çağrısız konuğa dikilmiş içerideki gözler.

Vali:

-Ne oluyor burada? diye bağırmış.

Ali Çavuş:

-Mustafa Kemal Paşa gelecek diyorlar, Vali Bey, doğru mu?

Vali:

-Gelecekse gelecek, sana ne, çık dışarı!

Ali Çavuş:

-Söyleyeceklerim var vali beyim!

Vali:

-Atın şunu dışarı!

Ali Çavuş’un  arkasından içeri giren polisler, tutup  çıkarmışlar dışarıya Ali Çavuş’u.

 

Bekleme odasında dolanmaya başlamış Ali Çavuş . Dişlerini gıcırdatarak bakıyormuş polislere. Bir anda polislerin arasından sıyrılıp dayanmış kapıya ve atmış kendini içeri. Polisler zor tutmuşlar kollarından. Bağırmaya başlamış Ali Çavuş:

-Mustafa Kemal Paşa gelirse beni sorar vali bey!

Polislere bağırmış vali bey:

-Atın bu adamı kodese. Reisi Cumhur Hazretleri gidinceye dek orada kalsın.

Sürüp gitmiş toplantı, kesildiği yerden.

* * *

Kendisinin hapishanede bulmuş Ali Çavuş. Dışarıda parlak güneş varmış ama hapishanenin içi çok soğukmuş. Bir köşeye oturmuş ve yüzünü ellerinin arasına alarak başına  gelenleri düşünmeye başlamış. Saatler geçmiyormuş sıkıntıdan. Akşam karanlığı  basmış,uyku yok, gece yarısı olmuş,uyku yok.Mustafa Kemal’e kayıyormuş düşünceleri .Gece boyu, Mustafa Kemal dolanmış durmuş zihnin. Ne yapsa, ne etse gidip Mustafa Kemal’e uzanıyormuş düşünceleri. Uyur uyanık geçiyormuş gece. Yalnız Mustafa Kemal düşü, ısıtıyormuş bedenini. Sabaha kadar Mustafa Kemal’i yaşar, Mustafa Kemal ile uyur, uyanır olmuş:

* * *

Çanakkale savaşlarına katılmış Ali Çavuş ve Mustafa Kemal’i orada tanımış. Savaş alanında topuğundan kurşunlandığı için askerlikten terhis edilmiş ve köyüne dönmüş,Topal Çavuş, denirmiş ona köyde. Bir iş bulmuş kendine Ali Çavuş. Dinar dağlarında büyük meşe ağaçları varmış. Bu ağaçları kesip yakarak kömür yapıyormuş. Bu kömürleri eşeklerine yükleyerek Uşak’taki  araba atölyelerine satıyormuş. O yıllarda Uşak’ta at arabaları sanayi ileriymiş.En iyi arabalar uşakta yapılıyormuş.Uşak’ta yapılan arabalar;lok,lok,lok sesleri çıkarırmış yürürken.Öbür arabalarsa lıngır,lıngır sesleri çıkarırmış.Uşak arabaları ilerlerken;arka tekerlekler,ön tekerlekleri izlermiş.Öbür arabalarda ise ön tekerlekler de arka tekerlekler de eğri büğrü izler bırakırmış.

 

Uşak iline gidiş gelişlerde. Dinar’da  gecelermiş  Ali Çavuş genelde. Akşamları kahvede geçermiş.Eşekleri için de bir ahır bulmuş kahvenin bitişiğinde. Ali Çavuş hangi masaya otursa dolar taşarmış o masa. Ali Çavuş çok güzel konuşurmuş.  Ayrıca Uşak’tan, Denizli’den ilginç haberler getirirmiş kahvede oturanlara. Bu haberler hemen yayılırmış Dinar içinde. Dinr’da yaşayanlar da bu çelişkili haberlerle yatıp kalkarmış . Günler günleri,kovalamış ve Ali Çavuş heyecanla girmiş bir akşam kahveye:

-Yunanlılar Uşak’a girdiler.

Kesik kesik konuşarak anlatmaya başlamış gördüklerini.”Yunan askerleri, Uşak’a nasıl girdi? Hükmet konağını nasıl çevirdi? Kıyı mahallelere nasıl dağıldı? Kıyı mahallelerdeki kadınları ve çocukları nasıl korkutup kaçırdı?”

 

Anadolu’nun her köşesinde yaşanan olaylar Ankara’ya ulaşıyormuş o dönemde.Dinar’daki kahvede konuşulanlar  Afyon cephesine,oradan da Ankara’ya ulaşırmış. Dinar’dan gelen bilgiler çok önem kazanmaya başlamış o günlerde. Genç bir kurmayını Dinar’a göndermiş Mustafa Kemal. Haberlerin kaynağını ve doğruluk derecesini öğrenmek için.Mustafa Kemal’in gönderdiği Kurmay Yüzbaşı Dinar’a varmış ve kahveleri dolaşmış. Ali Çavuş’un oturduğu kahveyi bulmuş. Çevresi kalabalık bir tahta masa varmış köşede . Heyecanla konuşan bir kişiyi dinliyorlarmış masadakiler . Sivil giyimli konuk masaya yaklaşmış ve o da katılmış dinleyicilerin arasına. Gece yarısına kadar sürmüş konuşmalar. Masadakiler  ağır ağır kalkmaya başlamışlar,Ali Çavuş da masadan kalkarak kahvenin üzerindeki çardak odasına çekilmiş.

 

Ali Çavuş yatmaya hazırlanıyormuş ki tahta kapı çalınmış. Kapıyı açan Ali Çavuş, kapı önünde dikilen Genç bir adam görmüş.Sorgu sual  etmeden içeri buyur etmiş bu adamı. Tahta divandaki yatak üzerine oturmuşlar ve gelen adam kendini tanıtmış.Mustafa Kemal’in emriyle geldiğini söyleyen kişiyle sabaha kadar konuşmuşlar. Kurmay yüzbaşı olan bu çağrısız kişi, Ankara’nın direktifini bildirmiş Ali Çavuşa.

“Kömür satışını sürdüreceksin. Gördüklerini kahvede seçerek anlatacaksın,hepsini değil. Zaman zaman sana gelenler olacak. Önemli bilgileri onlara saklayacaksın. Parola: Uşak-Dinar hattı.”demiş.

 

Uşak’taki Yunan işgal kuvvetleri komutanı,  giriş-çıkış izni vermiş Ali Çavuş’a. Kolayca girip çıkabiliyormuş  Uşak kentine Ali Çavuş.Özel giriş çıkış belgesi de vermişler.O nedenle kolayca Yunan birliklerinin arasına girerek  özel bilgiler de ediniyormuş.

 

Uşak-Dinar hattı çalışmaya başlamış. İki üç haftada bir  gelip gidenler oluyormuş ve gelenler de çeşitli bilgiler getiriyormuş Ali Çavuşa. Çoğunlukla Afyon, Eskişehir cephelerinden ya da Ankara’dan geliyormuş bu çağrısız konuklar.  Sabahlara kadar sürüp gidiyormuş konuşmaları. Çoğu kez,divanın üzüerind  uyuyup kalıyormuş konuğuyla Ali Çavuş. Güneş doğmadan  önce ayrılıyormuş Ali Çavuş’un konuğu cepheye ya da Ankara’ya…

 

Aradan epey bir zaman geçtikten sonra arayan soran olmamış Ali Çavuş’u.O günlerde Afyon,Eskişehir yörelerine ulaşmış Yunan kuvvetleri.O nedenle Uşak’tan gelen bilgiler değerini yitirmiş olmalı.Aranmadığına çok üzülen Ali Çavuş,neden aranmadığını çözemiyormuş bir türlü. Dinar’a gelen bir köylüsüyle köyüne göndermiş eşeklerini.

 

Ankara’nın yolunu tutmuş Ali Çavuş. Çanakkale Savaşlarından tanıyormuş Mustafa Kemal’i. Ankara’ya vardığında sormuş soruşturmuş ve Mustafa Kemal’in bulunduğu yeri öğrenmiş. Kendisini tanıtmış görevlilere ve huzura alınmış. Ali Çavuşu hatırlamış Mustafa Kemal. Ayağa kalkarak ”Sen de mi geldin Ali Çavuş der demez hemen  söze başlamış Ali Çavuş.’’Paşam Çanakkale’de savaştım biliyorsunuz. Sizi Çanakkale’de gördüm, Yunan ordusunu da Uşak’ta gördüm. Ayağım sakat ama canım dayanmıyor olanlara, Kuva-i Milliye katılmak istiyorum ben de.’’

 

Mustafa Kemal gülümseyerek,’’Sen köyüne gidip eşeklerini yanına alacaksın. Köy köy dolaşarak bizim Ankara’da yaptıklarımızı köylülere anlatacaksın.Köylülerin gönüllerince verdiği yardımları toplayacaksın.Ayda bir Ankara’ya gelerek köylerde olanları anlatacaksın bana.Topladığın parayı da şu karşı odadaki muhasebeye yatıracaksın.’’ demiş

* * *

Ankara ile Tekke köy arasında mekik  dokumaya başlamış Ali Çavuş.Aylar ayları, mevsimler mevsimleri kovalamış. 1922 Eylül ayına gelinmiş. Kurtuluş Savaşı zaferle bitmiş. Ali Çavuş Mustafa Kemal’in huzuruna çıkmış:

-Paşam vedaya geldim, köyüme gidiyorum.

Mustafa Kemal:

-Ali Çavuş, Ankara’da kal,sana düşecek çok işler olacak burada.

Ali Çavuş:

Paşam Ankara’da kalamam, okumam yazmam yok,yol yöntem de bilmiyorum.

Mustafa Kemal:

-Okuma yazma kolaylaşacak, öğrenirsin, yol yöntem de öğrenilir.

Ali Çavuş:

Ankara’da kalamam paşam, kalamam paşam, kalamam paşam…

* * *

Ali Çavuş,sayıklaya dursun sabah uykusunda.Gazi İlkokulunda  bir başkaldırı yaşanıyormuş o gün.5/A sınıfı,”Biz de Reisicumhurumuzu karşılama törenine katılmak istiyoruz.” diye ayaklanmış.Öğretmenleri açıklamış öğrencilerine.’’Ortaokul ve Lise öğrencileri katılacak karşılama törenine.İlkokul öğrencileri katılmayacak.’’ Örencilerden ‘’”Biz de katılmak istiyoruz,biz de katılacağız!” sözleri yükselirken öğrenciler öğrencilerden  Dilek,fırlamış ortaya.’’Öğretmenim,Reisicumhurumuz her yıl mı gelecek Denizli’ye.Biz Ortaokula başlayınca mı katılacağız törene?’’

 

Dilekten sonra Murat kalkmış ayağa.’’Öğretmenim,İlkokul öğrencileri neden karşılama törenine katılmıyor?’’

Öğretmen:

-Vali Bey öyle karar almış.

Dilek:

-Yanlış karar vermiş Vali Bey..

Öğretmen:

-Vali Bey tek başına karar vermiş değil. Bazılarınızın babası da toplantıdaymış.

Dilek:

-Annelerimizi neden çağırmamışlar toplantıya?

Öğretmen:

-Görevliler çağrılmış toplantıya.

Dilek:

-Annelerimize neden görev verilmemiş, karşılama töreni  hazırlıkları yapılırken? .Tören katılmam için bu elbiseyi annem dikti bana.

 

Öğrenciler toptan ayağa kalkmış.’’Biz de katılmak  istiyoruz törene. Cumhurreisimizi biz de karşılamak istiyoruz.Biz de görmek istiyoruz Cumhurreisimizi.’’ Dilek yeniden söze başlamış.’’Baş muallimimize söyleyin.Maarif müdürüne gitsin.Bizim de törene katılmak  istediğimizi söylesin.’’

O yıllarda İlkokul Müdürlerine, Baş muallim deniyormuş.Milli Eğitim Müdürüne de Maarif Müdür.

 

Başöğretmene giderek  5/A sınıfında  olanları anlatmış öğretmen .Başöğretmen kızmış öğretmene.’’Sen yumuk kadar çocuklara söz geçiremiyor musun? Git sınıfına, çocukla çocuk olunmaz…Derslerine baksınlar, disiplinsizlik istemem.’’

Sınıfa dönen öğretmen, başöğretmenin dediklerini anlatmış öğrencilerine.Derse başlamak istemiş öğretmen ama  öğrenciler ders yapmamış. Sınıftan çıkarak başöğretmenin odasının kapısının önüne gidip oturmuşlar.

 

Odasının önünde sesler duymuş başöğretmen.Kapıyı açıp bakmış ki öğrenciler oturuyor  kapının önünde.

Kızrak  bağırmaya başlamış.’’Kalkın buradan,doğru sınıfınıza, değilse hepinizi kovarım okuldan.’’

Öğrenciler kıpırdamamış, başlarını öne eğerek oturakalmışlar.En önde oturan öğrenciyi itelemiş ayağıyla Başöğretmen.İtelenen öğrenci ayağa kalkarak bağırmaya başlamış.’’İmdat,yetişin.Baş mualimimiz

tekmeliyor  beni.’’Okulun her yanında duyulmuş öğrencinin  çığlığı.Dersliklerin kapıları açılmış,kimi öğretmenler ve öğrenciler dışarı çıkmış.Baş öretmen,yukarı kata doğru bakarak gene bağırmış.’’Herkes dersine.Kapatın kapıları.’’

 

Yüzü kızaran baş öğretmen ne yapacağını şaşırmış.Olanları izlemekte olan 5/A sınıf öğretmeni,baş öğretmenin kulağına fısıldamış.’’Efendim öğrencilerle bir konuşsanız.’’ 5/A sınıfı öğretmeninin yüzüne kötü kötü bakan başöğretmeni.’’Ne konuşacağım ?’’demiş.’’Efendim bi  sorun çocuklara.’’ Demiş sınıf öğretmeni. ‘’Ne istiyorsunuz?” deyin. Belki bir çıkış yolu bulunur.’’

 

Sakinleşmeye çalışan baş öğretmen, boğazını temizleyerek yumuşak bir sesle,’’Peki sevgili çocuklarım,siz kazandınız. Şimdi güzel güzel söyleyin bana, benim ne yapmamı istiyorsunuz?’’ dedi.

Hemen ayağa kalkmış Dilek,’’Efendim,Maarif Müdürümüze gidin.Bizim de törene katılmak istediğimizi söyleyin.’’ Çaresiz kalan baş öğretmen, şapkası ile paltosunu odasından alarak  maarif müdürlüğünün yolunu tutmuş. Müdür okuldan ayrılınca Dilek ile Murat da fırlamış sınıftan.Okul bahçesinden çıkarak Gazi İlkokulunun tam karşısında olan maarif müdürlüğü yapısına varmışlar. Osmanlı döneminden kalma, bodrum kat üzerine eski bir yapıymış Maarif Müdürlüğü yapısı.

 

Maarif  müdürlüğü yapısının tabanı tahtaymış.Bodrum katta fareler oynasa duyulurmuş üst kata.Dilek ile Murat,odun dolu bodrum kata girmiş.Maarif Müdürünün odasının altına kadar yürüyerek beklemeye başlamışlar.Okul müdürünün ayak sesleri duyulmaya başlamış. ”tık,tık,tık…”.Az sonra kapı tıklanmış ve gıcırt diye açılmış kapı.Maarif Müdürü,’’Hayrola bu saatte?’’ demiş Baş Öğretmene.

Baş Öğretmen:

-Bir maruzatım var efendim.

Maarif Müdürü:

-Dinliyorum.

Baş Öğretmen:

-Efendim bizim okulda 5/A sınıfı ayaklandı.”Biz de törene katılmak istiyoruz.” diye diretiyorlar. ”Reisicumhurumuzu biz de görmek istiyoruz.” diyorlar.

Maarif Müdürü:

-Ne demek ayaklanmak, ne demek diretmek? O yaştaki çocuklar ayaklanmadan ne anlar,diretmeden ne anlar?.Yumruk kadar çocukların hakkından gelemiyorsun.Çocuklar ayaklansın diye mi Baş muallim yaptık seni o okula…

 

Dilek ile Murat hemen fırlamış yerlerinden. Bodrumdan çıkarak  hızla dersliğe girip,’’Tamam arkadaşlar,dersimize dönüyoruz.’’ Demişler. Sorun giderildiği için çok mutlu olmuş sınıf öğretmeni. Öğrenciler  yerlerine oyutmuş ve ders başlamış.Baş Öğretmen ise başı öne eğik  dertli dertli dönüyormuş okula .Okul kapısından girince sağına soluna bakmış.Bir de ne görsün,5/A sınıfı derse başlamış ve ortalık süt liman. Sessizce odasına girmiş baş öğretmen.Koltuğuna oturup arkasına yaslanmış.Gözlerini kapatarak bir ”oh bee” çekmiş:

-Çok şükür bu vartayı da atlattık.” demiş kendi kendine.

 

5/A sınıfı,sessiz dinliyorlarmış öğretmenlerini. Uslu öğrenciler olmuşlar ve öğretmen de coşku içinde anlatıyormuş dersi. Çok mutluymuş sınıf öğretmeni. Öğrencilerinin uslu uslu ders dinlemelerinden çok memnunmuş. Fakat öğrencilerin pırıl  pırıl parlayan gözlerinin içindeki aydınlığı fark edemiyormuş sınıf öğretmeni. Kendine özgü sorunları varmış öğrencilerin zihninde,yanıt bekleyen.”Neyi nasıl yapacağı,kimler ne yapacak,ne zaman nerede ne olacak?” Uslu uslu dinliyordu öğretmenlerini öğrenciler ama zihinlerinde tilkiler dolaşıyormuş. Son ders bittikten sonra, öğretmen ayrılır ayrılmaz derslikten,Dilek ayağa kalkarak,’’Arkadaşlar,okulun arka tarafında toplanıyoruz.’’ Demiş.

 

Saat 15.10’da ders sona ermiş ve Gazi İlk Okulunun arka tarafında toplanmış öğrenciler.Gazi İlkokulunu arka tarafı ormanlıkmış o yıllarda.Yukarılara doğru uzayıp gidiyormuş orman .Denizli’de derli toplu iki mahalle varmış. Delikli çına ile Bayram Yeri mahalleleri. Bir kilometre kadar bir yol varmış iki mahalle arasında. Valilik, Maarif Müdürlüğü,mahkemeler,belediye gibi resmi yapılar bu yol boyunca sıralıymış.Bir yıl önce yapılmış Gazi İlkokulu bu yol üzerine. ”Balkanların ve Orta Doğunun en görkemli yapısı.”deniyormuş o yıllarda bu yapıya.

 

Ağaçların arasında toplanmış 5/Sınıfı.Baş Öğretmenin maarif müdürüne söylediklerini açıklamış Dilek.Sonra da maarif müdürünün,baş öğretmene söylediklerini.”Maarif Müdürünü yola getirecek bir yöntem bulmalıyız.” diyerek bitirmiş sözlerini. Tartışma başlamış öğrenciler arasında.Bir öğrenci,’’Gidip maarif müdürünün evinin önüne oturalım.’’ Demiş.

Murat:

-Olmaz!Oraya oturursak polis jandarma gelir,bizi kaldırırlar.Okul değil ki orası…

Dilek:

-Doğru.

Murat:

-Maarif Müdürünün altı yaşında bir kızı var, onu kaçıralım.

Dilek:

-Çocuğun suçu ne? Maarif müdürünü yola getirecek bir yol bulmalıyız.

 

Küçük kümeler arasında sürüp gidiyormuş tartışma.Gün batımı yaklaştığında Murat Dilek’i yanına çağırarak,’’Şöyle ağaçların arasına gidip baş başa görüşelim biraz.Konuyu çözüme götürecek bir düşüncem var benim.’’Sınıf arkadaşlarından izin alarak az ayrılmış ikili ve Murat anlatmış planını.Dilek çok beğenmiş bu planı ve Murat’a  demiş ki,’’Eğer bu plan yayılırsa başarı olanağı azalır,ikimiz arasında kalsın  plan.

 

Dilek ile Murat,arkadaşlarının yanına döndüklerinde.Dilek,’’Arkadaşlar, Murat ile güzel bir plan yaptık. Ancak şimdilik bu planın ikimiz arasında kalmasını düşünüyoruz.Yerin kulağı var,derler ya,bize yetki veriyor musunuz?’’Toptan bağırmış,5/A sınıfı,’’Veriyoruz!’’

 

‘’Öyleyse el ele tutuşup halka oluyoruz demiş.’’ Dilek.Halka olup el ele tutuşmuş 5/A sınıfı.Dilek konuşmasını sürdürmüş,’’Burada toplantı yaptığımızı kimse bilmeyecek.Yapılan planı yarın hep birlikte  uygulayacağız.’’

Coşkuya gelen ğrencilerden Nazlı bağırmış,’’Yaşasın Reisicumhurumuz Mustafa Kemal Paşa Hazretleri,yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.’’Öğrenciler de katılmış Nazlı’nın coşkusuna.’’Yaşasın Reisicumhurumuz Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, yaşasın  Türkiye Cumhuriyeti.’’

 

Öğrencilerin coşkusunun ardından Murat konuşmaya başlamış.’’Yarın saat 09.00 da hepimiz derse gireceğiz. Saat  09.40’da,birinci ders sonunda maarif müdürlüğü yapısı çevresinde toplanacağız.Demet ile hazırladığımız planı hep birlikte uygulayacağız orada.’’

* * *

Ertesi sabah saat 08.30 da,maarif müdürlüğünün bodrum katına girmiş Dilek ile Murat. Murat’ın elinde,

İçi benzin dolu kocaman bir şişe varmış. Dilek’in elinde de bir kibrit kutusu.Bodrum kattaki odunları,sıralamışlar kapıya doğru Murat. .Çıralı çam ağaçlarını kapının tam önüne koymuş.Saat 09.00 dolayında maarif müdürlüğü hizmetlisi Şaban gelmiş yanlarına.’’Ne işiniz var sizin burada?Hadi okulunuza.’’diye bağırmış.’’Gitmiyoruz işte,görevliyiz biz burada.’’diye yanıtlamış Dilek.

Şaban üstlerine yürümüş iki çocuğun. Murat,benzin dökmüş Şaban’ın ceketine,Dilek de  kibriti çakınca  ceket yanmaya başlamış.Can havliyle ceketini çıkaran Şaban, Maarifaarif Müdürlüğüne çıkıp bağırmaya başlamış.’’Binayı  yakıyorlar,binayı  yakıyorlar…’’

 

Maarif müdürlüğündekiler koşmuş bodrum kapısına. Dilek bir çizgi çizmiş kapı önüne. Murat çıraların üzerine benzin dökmüş.”Çizgiyi aşan olursa çakarım kibriti.” demiş Dilek. Maarif müdürü öğüt vermeye başlamış.’’Çocuklar sakın yapmayın.Bina yanarsa hapse atarlar sizi. Anneniz,babanız biliyor mu sizin ne yaptığınızı? Eğer hemen okulunuza dönmezseniz polis çağıracağım.’’Siz polis çağırın.’’ Demiş Dilek Maarif Müdürüne. ‘’Biz  burayı yakalım,yarın Reisicumhurumuz geliyor Denizli’ye.Reisicumhurumuz da öğrensin buranın neden yakıldığını.  O zaman seni de polisini de görürüz.’’  5/A sınıfı çılgınca alkışlamış Dileği.

 

Maarif Müdürü aşağıdan alıp yumuşak konuşmaya başlamış bu kez.’’Tamam çocuklar, benzini kipriti bırakın elinizden.Ne isterseniz yapacağım.’’ Murat yanıtlamış Maarif Müdürünü.’’Vali beye gidiniz, 5/A sınıfının da törene katılacağını söyleyiniz, biz de okulumuza gidelim.’’

 

‘’Tamam.’’  diyerek bodrum kapısından ayrılmış Maarif Müdürü..50 metre kadar uzaklıkta olan valilik yapısına varmış doğruca. Valilik makamı önünde iki polis bekliyormuş. Polislerden birisi:’’Hoş geldiniz müdür bey.’’demiş. Maarif Müdürü teşekkür ettikten sonra,’’Vali bey müsait mi?’’ diye sorunca aynı polis,

‘’İçeride toplantı var efendim.Vali beyin emri ,öğleye kadar kimse alınmayacakmış içeri.Öğleden sonra buyurursunuz.’’ diye yanıtlamış

 

 

Canı sıkılan Maarif Müdürü, dışarı çıkarak valilik yapısı çevresinde dolaşmaya başlamış. Çeşit çeşit düşünceler dolanıp duruyormuş zihninde. Olanlar karşısında korkmaya başlamış ve soğuk bir ürperme sarmış bedenini.Endişe içinde dolanıp dururken valilik yapısı çevresinde,bir kurnazlık gelmiş aklına.Geriye dönmüş ve bodrum kapısının yanına varmış. Bir de ne görsün büyük bir kalabalık toplanmış olay yerine. Kalabalığı gören maarif müdürü, endişe içinde kesik kesik konuşmaya başlamış.’’Tamam çocuklar, vali beyden izin aldım.5/A sınıfı da törene katılacak yarın.İstasyon caddesindeki öğrenci yurdunun  önü 5/A sınıfı için ayrıldı.Muallileriniz,baş mualliminiz ile birlikte ben de orada olacağım.’’ Maarif Müdürünün açıklaması üzerine bir alkış tufanı kopmuş. Orada bulunanların tamamı da 5/A sınıfı ile birlikte  alkışlıyormuş maarif müdürünü.

 

Elindeki benzin şişesini yere koymuş Murat, Dilek de cebine koymuş kibritini.Alkışlarla ayrılmış bodrum kapısından.”Yaşa Mustafa Kemal Paşa” şarkısını söyleyerek okullarına varıp doğruca sınıfa girmiş 5/A sınıfı. 5/A sınıfının  bu başarısına en çok sevinen sınıf öğretmeniymiş ama kimseciklere söylemiyormuş bu sevincini .Mutlu ve neşeli bir ders başlamış sınıfta. Aslında 5/A sınıfının baş kaldırısına okuldaki öğretmenler de seviniyormuş. Ama  kimse kimseye söz açmıyormuş bu konuda. Bu gizli anlaşmayı 5/A sınıfı da biliyormuş. Kıyısında köşesinden bu konuya dokunmak istemiş dilek:

 

‘’Öğretmenim,biz de  Reisicumhurumuz ile konuşabilir miyiz?’’

‘’Konuşamazsınız?’’

‘’Neden?’’

‘’Valilikte hazırlanan protokolde adı geçenler konuşabilir.’’

‘’Protokol ne demek öğretmenim?’’

‘’Resmi toplantılarda alınan kararlardır.’’

‘’Bu protokolü kim hazırlar öğretmenim?’’

‘’Vali hazırlar.’’

‘’İstesek biz de bir protokol hazırlayabilir miyiz öğretmenim ?’’

Öğretmen gülümsedi ve,’’Dersimize dönelim  çocuklar, ormanda hazırlarsınız protokolünüzü.’’

 

5/A sınıfı ayağa kalkıp ”Yaşa öğretmenim!” diyerek,öğretmeni alkışlamaya başlamış. Sağ elinin işaret parmağını,dudaklarının üzerine diklemesine koymuş öğretmen. Seslerini keserek sıralara oturmuş öğrenciler. Uslu uslu  saat 15.10’a kadar ders yapılmış. Ders çıkışında okulun arkasındaki ormanlığa koşmuşlar topluca…

* * *

1931 yılı, 4 Şubat Çarşamba günüymüş.  Denizli istasyonu çevresinde toplanmaya başlamış insanlar, erken saatlerde. Öğleye doğru   kalabalık artmış . Denizli ovasına doğru uzayıp gidiyormuş kalabalık insan yığınları. Karşı dağın yamacındaki  Irlıganlı Köyünün toprak damlı yapılarının üstleri de dolmuş taşmış insanlarla.Saat 13.00’de  tren sesi duyulmuş. Büyük bir uğultu yükselmeye başlamış İstasyon çevresinde. “Geliyor, geliyor, Reisicumhurumuz Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri geliyor!’’ Kalabalığın uğultusu, tren sesi ve tren düdüğü birbirine  karışıyormuş.Denizli ile çevresi sarsılıyormuş bu kutsal seslerle.

 

Tren istasyonda durmuş ve bir kompartımanın kapısı açılmış. Bir basamak aşağı inmiş Mustafa Kemal ve uğultu kesilmiş. Uzun Kavaklar  mahallesinden kuş sesleri duyulmaya başlamış. Önce birinci sıradaki protokole göz atmış Mustafa Kemal, sonra da ikinci sıraya.  Ovaya doğru uzanıp giden kalabalığın arasında birisini arıyormuş gözleri. Sağ elini yukarı kaldırarak selamlamış kalabalığı:

‘’Merhaba Denizli!.’’

Bir heyecan tufanı yükseliyormuş o anda:

‘’Merhaba, hoş geldiniz, uğurlar getirdiniz, bizleri ihya ettiniz, Denizli’yi şereflendirdiniz! Sağ olun, var olun Türkiye’mizin reisicumhuru, ulu önderimiz, Mustafa Kemal Paşa hazretleri!’’

 

Mustafa Kemal basamaklardan inerek ön  sıradaki protokol ile tokalaşmış. İkinci sıra ile tokalaşırken çevresini almış halk. Kimileri elini tutuyormuş okşarcasına, kimileri omzuna, yüzüne dokunmaya çalışıyormuş. Kimileri de eğilerek bacaklarına sarılıyor,ayaklarını öpmeye çalışıyormuş. Yaşa var ol .sesleri yükseliyormuş öbek öbek:

‘’Bizi kurtardınız, yurdumuzu kurtardınız, evimizi barkımızı,namusumuzu,şerefimizi  kurtardınız, Türkiye’yi  kurtardınız!’’

 

Mustafa Kemal kalabalığa karışarak halk ile bütünleşmiş ve kalabalık arasında görünmez olmuş. Karşılayanlar arasında bulunan sivil giyimli subaylardan 40  kadarı, Mustafa Kemal’in çevresini almış.  Uyumlu halkalar içinde otomobillere doğru yürümüşler. Kendisine ayrılan otomobile binmiş Mustafa Kemal.Ağır ağır ilerlemeye başlamış kortej istasyon caddesinde.Mustafa Kemal’in yanında dört tane de yaveri varmış .

 

Trenden inerken Ali Çavuş’u aramış Mustafa Kemal’in gözleri ama görememiş.  Ali çavuşu görmek için epey bir göz atmış kalabalığın arasına. Ali Çavuş’u göremeyince sağ yanında oturan yaveri Turgut’a  dönmüş:

‘’Ben valilikte yapılacak toplantıya katılacağım. Sen Tekke köyüne git, Ali Çavuş hakkında bilgi topla.’’

Turgut Tekke köyüne vardığında, Sokaklar bomboşmuş. Kadın, erkek,çoluk çocuk  tüm köylü Denizli’ye akmış. Bir sokak arasında oyun oynayan çocuklar görmüş Turgut.  Ali Çavuş’un evini öğrenmiş çocuklardan. Gitmiş bakmış evin kapısı kilitli. Çevrede de kimsecikler yokmuş. Komşu evin kapısını çalmış ve yaşlı bir nine çıkmış kapıya. Yaşlı nineye sormuş Turgut:

 

‘’Ali Çavuşun evi burası mı?’’

‘’He ya, neden sorup durusun ki?’’

‘’Önemli bir işim var,onu görmem gerekiyorum.’’

‘’apse atmışlar onu.’’

‘’Neden?’’

‘’Hökümete garşı mı gelmiş ne? Ne olmuş bilemem ki ben,öle bi şey dediler işte.’’

 

Denizli’ye dönüp ceza evine varmış Turgut. Ceza evi müdürle birlikte Ali Çavuş’un kaldığı toprak odaya girmişler. Gece boyunca uyuyamamış Ali Çavuş. Mustafa Kemali düşünmüş durmuş sabaha kadar. Sabaha doğru dalmış ve Mustafa Kemal düşleri içinde  sayıklıyormuş:

‘’Ankara’da kalamam  paşam,Ankara’da kalamam Paşam, kalamam Paşam,kalamam paşam, kalamam paşam.’’

* * *

İstasyon caddesinde, tek katlı evler varmış o yıllarda.Bu evlerin kimileri kiremit örtülü,kimileri de toprak dammış.Caddedeki kalabalıktan başka evlerin çatıları, damları da doluymuş  insanlarla.Ağır ağır ilerliyormuş  Mustafa Kemal’in arabası istasyon caddesinde..Sağdaki, soldaki, aşağıdaki,yukarıdaki kalabalığı el sallayarak selamlıyormuş Mustafa Kemal.Arada bir de MERHABA diyormuş ama bu merhabayı,otomobildekilerden başka kimsecikler duymuyormuş. ‘’Yaşa, var ol!’’  sesleri,arabadaki konuşmaları da,otomobilin de sesini bastırıyormuş.

 

Ağır ağır ilerliyormuş Mustafa Kemal’in otomobili. Öğrenci yurdunun önüne gelindiğinde bir kıpırdama olmuş kalabalık arasında. Uzun bir ipe bağlı bayrakla caddenin karşısına koşuvermiş Dilek.İpin öbür ucu da Murat’ın elindeymiş.Caddenin tam ortasında,ipe asılı bir bayrak görünmüş.Polisler,jandarmalar koşuşmuş  bayrak olayının yaşandığı kalabalığa doğru. O an  solundaki yaverine,‘’çocuklara dokunmasınlar!’’demiş Mustafa Kemal.Mustafa Kemal’in Yaveri, otomobilden inerek kıpırdama olan yere koşmuş:’’Dokunmayın çocuklara, dokunmayın çocuklara!’’ diye bağırmış.Maarif üdürünün dizleri titremeye başlamış korkudan.

 

Yolun ortasındaki ipte asılı bayrağa bir metre kala durmuş otomobil. Otomobilden inen Mustafa Kemal, bayrağın önünde durarak iki yana uzanan  ipi elleriyle yavaş yavaş çekmeye başlamış kendine doğru. İpin iki  ucunu tutan Dilek ile Murat da yavaş yavaş yaklaşmaya başlamış Mustafa Kemal’e. İp çekile çekile    iki öğrenci de Mustafa Kemal’in yanına gelmiş. İşte o an 5/A sınıfı öğrencileri, coşkuyla ”Yaşa Mustafa Kemal Paşa şarkısını.” söylemeye başlamış. Çevrede olan kalabalık da katılmış şarkıya.O coşkuyla önlerindeki kalabalığın içine dalan 5/A sınıfı öğrencileri, Mustafa Kemal’in çevresini alıvermiş. Korkudan dizleri titremekte olan maarif müdürü de bayılmış düşmüş yere.

* * *

Maarif müdürü yardımcısıyla baş öğretmen,kucaklamış Maarif Müdürünü.Yakındaki bir polisten de yardım alarak caddenin karşı tarafına geçirmişler. Sırtlarına alarak doğruca Devlet Hastahanesine götürmüşler. O yıllarda ambulans falan yokmuş Denizli’de.

 

Hastahanenin önü kalabalıkmış o gün. Bir hastanın geldiğini görünce koşuşanlar olmuş ve hastayı bir odaya almışlar. Hastanın gözüne bakmış bir doktor, başka bir doktor da nabzına bakıyormuş.Bir hemşire ceketini çıkarmış hastanın.  Nabıza bakan doktor,”sakinleştirici”demiş.Bir hemşire koşarak sakinleştirici getirmiş ve iğne yapılmış hastaya.Hastanın giysileri çıkarılmış ve pijama giydirilmiş.

 

Maarif müdürünü hastahaneye yatıran  yardımcısıyla baş öğretmen,İstasyon caddesine dönmüş.5/A sınıfı öğrencilerini, Mustafa Kemal’in çevresinde görünce şaşırmışlar.Kalabalığı yara yara Onlar da katılmış öğrencilerin arasına…

* * *

Çevresindek öğrencilerle istasyon caddesinde yürüyormuş Mustafa Kemal. Kimi öğrencilerin başını okşuyormuş arada bir, kimi öğrencilerle de konuşuyormuş.Öğrencilerle  seni benli yürüyüp gidiyormuş Mustafa Kemal istasyon caddesinde. Arada bir de sorular soruyormuş öğrencilere:

-Okulu seviyor musunuz?

-Öğretmenlerinizi seviyor musunuz?

-Derslerinize çalışıyor musunuz?

Öğretmenleriniz sizi seviyor mu?

Sohbet ilerledikçe sorular da katmerleşiyormuş:

-İstiklal savaşını okudunuz mu?

-Cumhuriyeti seviyor musunuz?

-Yeni yazıyı seviyor musunuz ve daha neler neler?

Mustafa Kemal’in sorduğu soruları coşkuyla yanıtlıyormuş öğrenciler.

 

Mustafa Kemal ile öğrencileri, protokol izliyormuş. Protokol kuralları alt üst olmuş.Serseme dönmüş olan vali bey,protokolde bulunanlara bir söz söyleyemiyormuş . Hayalet gibi yürüyüp gidiyormuş kalabalık arasında protokol erkanı da. Valilik yapısı önünde durmuş Mustafa Kemal. .Merdivene yaklaşan Mustafa Kemal demiş ki öğrencilere:

 

-Sizin okulunuz nerede?

5/A sınıfı, hep birlikte yanıt vermiş:

-Şu karşıdaki efendim.Yüksek bina!

Mustafa Kemal okul yapısına bakmış ve çok beğenmiş. O yıllarda Ankara’da dahi çok azmış benzer yapılar.Mustafa Kemal:

-Ne zaman yapıldı bu okul?

-Geçen yıl efendim.

Gazi ilkokul yapısıyla öğünürmüş Denizli halkı o yıllarda. ”Balkanların ve Orta Doğunun en görkemli yapısı.” derlermiş.‘’Valilikteki toplantıya katılacağım.’’ Şimdi,demiş Mustafa Kemal. ‘’Bir saat sonra okulunuza geleceğim. Konuşmamızı orada tamamlarız…’’

 

 

El sallayarak Mustafa Kemal’den ayrılmış  5/A sınıfı. Mustafa Kemal de onlara el sallıyormış. ”İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar.” marşını söyleyerek okullarına yönelmiş 5/A sınıfı…Mustafa Kemal’in çevresinde ,hayalet insan gibi duruyormuş protokol heyeti.Vali beye dönmüş Mustafa Kemal:

-Denizli maarifini çok beğendim.Cumhuriyet ilkeleri uygulanmış.Duygu ve düşüncelerini özgürce söyleyebiliyor öğrenciler.Maarif Müdürümüze bir tebrik yazın benim imzamla.

Maarif Müdürü Yardımcısı ile Baş Öğretmen  duymuş  bu sözü.Vali Beyin yüzü gülüvermiş hemencecik.Etekleri zil çalmaya başlamış.

 

Tahrirat katibine (Özel Kalem Müdürü) emir vermiş vali bey.’’Maarif müdürüne yazı yaz ve çabuk  getir.

Merdiven başındaki heyet, merdiven basamaklarını  çıkarak Valilik makamına girmiş.Valilik koltuğunu göstermiş Mustafa Kemal’e vali bey..Valilik koltuğuna oturmamış Mustafa Kemal.Daire biçiminde konulmuş koltuklardan birisine oturmuş.Protokol da olanlar da oturmuş koltuklara.Tahrirat Katibi yazıyı getirip vermiş vali beye. Yazıyı dikkatle okuyan vali bey,Mustafa Kemal’e vermiş yazıyı.Yazıyı  okuyup imzalamış Mustafa Kemal.Yaverinden bir zarf istemiş.Yazıyı zarfa koyup vali Beye uzatmış.Vali Bey de tahrirat Katibi ile Maarif Müdürlüğüne göndermiş yazıyı.

 

O arada ,Maarif Müdür Yardımcısıyla Baş Öğretmen hastahaneye varmışlar. Maarif Müdürünün yattığı odaya girmişler.Maarif müdürünün yatağının yanında bir hemşire oturuyormuş.Koşarak yataktaki maarif müdürüne yaklaşmış Muavin beyi:

-Efendim müjde,müjde…

Maarif Müdürü:

-Ölümcül adama ne müjdesi olur ki?

Muavin Bey:

-Müjde müdür beyim,müjde.Denizli maarifini çok beğenmiş Reisicumhurumuz.Vali Beye emir verdiler.Maarif müdürlüğüne tebrik  yazısı yazılıyor.

Maarif Müdür:

-Bi daha söyle!

Muavin bey:

-Reisicumhurumuz,Denizli maarifini çok beğenmiş.Reisicumhurumuz Denizli maarifini çok beğenmiş.

 

Ölüm dirim arasında kıvranan Maarif Müdür yatağında fırlayıp bağırmaya başlamış:

-Allaaaah…Tutmayın beni…

Pijaması ile  fırlamış odasındandşarı . Şaşkınlıkla bakmaya başlamış onu görenler.Güçlü iki kişi yakalayıp,yatağına götürüp yatırmışlar.”Delirdi,delirdi!” diyenler olmuş.Sakinleştirici iğneyi hazırlamış hemşire hanım.Hemşirenin elini turmuş maarif müdürü yardımcısı:

-İğne yapmayın,iğne yapmayı,delirmiş değil,sevincinden bağırıyor.

 

Hastahane personeli doluşmuş odaya.Maarif müdürü yardımcısı açıklamış:

-Müdürümüze tebrik yazısı yazdı reisicumhur hazretleri. O nedenle heyecanlandı müdürümüz.

Üzerindeki pijamayı çıkarıp fırlatıp atarak gömleğini giymiş maarif müdürü.Pantolonunu giyerken kıç üstü düşmüş yere.Odadakiler gülüşmüşler. Heyecandan kravatını  takamadığı içi bir hemşire yardım etmiş.

 

Koşarak hastahaneden çıkmış Maarif Müdürü. Muavini ile Baş Öğretmen de arkasından koşuyormuş.Sokaklardaki kalabalığı yara yara koşuyorlarmış.Maarif Müdürlüğüne varmışlar.Odasına çıkan  Maarif Müdürü. Bir de ne görsün masa  üzerinde büyükçe bir zarf.Zarfın üst sol köşesinde kırmızı harflerle yazılmış bir yazı. ”Türkiye Cumhuriyeti/Cumhurreisliği Makamı/Çankaya-Ankara.”

 

Hemen zarfı açıp yazıyı okumuş.”Denizli’de tatbik edilen  maarif çalışmalarını çok beğendim. İnkilap maarifi,Denizli’de başarıya ulaşmış.Maarif Müdürünü tebrik ediyorum.(İmza)/Reisicumhur Mustafa Kemal”

Sesi çıktığı kadar bağırmaya başlamış Maarif Müdürü:

’’Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti…

-Yaşasın ……………………………….

Maarif Müdürlüğünde çalışanlar koşuşmuş müdür odasına.Reisicumhurdan gelen yazıyı sesli olarak okumaya başlamış maarif müdürü.Müdürün okuması bitmeden ”çatırt” diye çökmüş odanın tahta tabanı.

* * *

Bir saat sonra Gazi İlk Okuluna gitmiş Mustafa Kemal.Merdivenlerden çıkarken 5/A sınıfını sormuş.Okul kapısından salona girildiğinde sol taraftaymış 5/A sınıfı. Mustafa Kemal sınıfa girince ayağa kalkıp çılgınca alkış tutmaya başlamış öğrenciler. Mustafa Kemal sağ elini kaldırınca alkış durmuş. Kocaman gözlerle Mustafa Kemal’e bakarken öğrenciler, ‘’ 5/A sınıfı,Cumhuriyet tarihine bir not yazdı bu gün,’’ diye söze başlamış Mustafa Kemal.’’ Valiliğin hazırladığı protokolü delerek benim bu ziyaretimi gerçekleştirdiniz. O nedenle siz öğrencilerimizi ve muallimlerinizi kutluyorum.Cumhuriyet fazilettir, onurdur, güzelliktir,

yücelmedir. Siz öğrencilerimiz, Cumhuriyetin yarattığı, yeni Türkiye’nin çocuklarısınız.Memleketimiz Cumhuriyetle yükselecek  ve Türkiye Cumhuriyeti,dünyadaki bütün memleketlere örnek olacaktır.Siz sevgili çocuklar,Cumhuriyeti annelerinize babalarınıza öğreteceksiniz.Sokaktaki arkadaşlarımıza,köyde bayırda yaşayan vatandaşlarımıza öğreteceksiniz.Şimdi defterlerinizi açarak konuştuklarımızı  yazacaksınız. Yarın her biriniz bir sınıfa giderek konuştuklarımız arkadaşlarınıza anlatacaksınız.’’Bu söz üzerine öyle bir alkış koptu ki sanki derslik sarsılıyormuş yerinde.’’Şimdi ben muallimlerinizle konuştuktan sonra,valilikte yarım bıraktığım toplantıya katılacağım.’’ diyerek derslikte çıkarken Mustafa Kemal,İzmir marşını söylemeye başlamış öğrenciler.

 

Mustafa Kemal derslikten çıktıktan sonra hızlı adımlarla tam karşıdaki öğretmenler odasına doğru yürümüş. Öğretmen odası önünde tek sıra ayakta olan öğretmenlerin ellerini sıkarak öğretmenler odasına girmiş hızlıca. Öğretmenler de odaya girip birer koltuğa oturmuşlar.

‘’Değerli muallim hanımlar,değerli muallim beyler.’’ sözleriyle konuşmaya başlamış Mustafa Kemal. ‘’Bir Cumhuriyet mektebinde muallim hanımlar görev yapmıyorsa o mektebin maarifinde bir eksiklik var demektir. Aynısı muallim beyler için de geçerlidir. Bir ailede anne baba varsa okulda da muallim hanımlar ve muallim beyler olacaktır. İnsanlığın temeli budur ve Cumhuriyet bu temel üzerinde gelişerek yükselecektir. Denizli vilayetindeki bütün muallim hanımları ve muallim beyleri kutluyorum. Bu akşam, valilik tarafından Denizli erkanına bir yemek veriliyor. Gazi İlk Okulunda görevli muallimeler ile muallimler de bu yemeğe tarafımdan davetlidir. Akşam yemekte görüşmek üzere şimdi ayrılıyorum. Valiliteki yarım bıraktığım toplantıya katılacağım.’’

 

Mustafa Kemal’in Gazi İlk Okuluna gittiği yıldırım hızıyla yayılmış halk arasında. Gazi İlk Okulu ile valilik yapısı çevresinde toplanmış binlerce kişi. Mustafa Kemal okulun merdiveninde görünür görünmez öyle bir heyecan tufanı yükselmiş ki can kurban. Kimileri bağıra çağıra marşlar söylüyor,kimileri sesleri çıktığınca bağırıyormuş:’’Sağ olun,var olun,çok yaşayın,Reisi Cumhurumuz için canımız feda olsun….’’ Polis,asker,protokol erkanı şaşkınlık içinde bir o yana bir bu yana bakıp  duruyorlarmış. Gazi İlk Okulu ile valilik yapısı arasındaki on beş adımlık yolu, on beş dakikada alabilmiş Mustafa Kemal.

* * *

Olaylar birbirini izliyormuş o gün. 5/A sınıfı derse başlamış.Maarif Müdürü odasının tabanı çökmüş.Valilikte protokol toplantısı başlamış. Toplantıyı yarıda bırakan Mustafa Kemal, protokolde yeri olmadığı halde Gazi İlk Okulunu ziyaret etmiş. Mustafa Kemal’in yaveri,  Ali Çavuş’u uyandırmış.Uykulu gözlerle Turgut’a baka Ali Çavuş:

-Sen de kimsin?

-Reisicumhurumuz Mustafa Kemal’in selamını getirdim,demiş Turgut.

-Gazi Mustafa Kemal Paşa geldi mi?

-Evet geldi, seni bekliyor.

 

Sersem sepet ayağa kalkan Ali Çavuş, gözlerini açamıyormuş uykusuzluktan.Ayağa kalkarken sağ omzunu duvara çarpmış.Koluna girerek  yardım etmiş ona Turgut ve hapishaneden çıkarmış.Otomobile kadar yürüyüp otomobile binmişler.Eğri büğrü, yollardan geçen  otomobil,Bayram Yerine gelmiş ve bir lokantanın önünde durmuş.İki günden beri aç olan Ali Çavuş.karnını doyurmuş.Yalnız bir aşure alarak  Ali Çavuşa yoldaş olmuş Turgut.

 

Yemekten sonra tanıdığı bir berbere gitmiş Ali Çavuş. ‘’Acelem var,yüz tıraşı,baş yıkama.’’demiş.

Berber,’’Acelen var ha.?

Ali Çavuş:

-Acelem var.Reisi Cumhurumuzu ziyarete gideceğim.

Sinek kaydı tıraştan sonra Ali çavuşun başını gıcır gıcır yıkadı berber.Yandaki tüccara girip yeni bir gömlek ile bir kravat aldı.Karşı terziye uğrayarak ceketi ile pantolonunu ütületti. Ütü yapılırken hemen yolun kıyısındaki boyacıya bırakmış ayak kaplarını. Giyinip kuşandıktan sonra kendine gelmiş Ali Çavuş.

 

Ali Çavuş ile Turgut valilik yapısına vardığında birinci toplantı bitmiş, Gazi İlk Okulu ziyareti tamamlanmış, ikinci toplantıya girilmişti. Otomobilden inip İkişer üçer atlayarak çıkmışlar merdiven basamaklarını.Polisler açmış valinin kapısın onlara.Ali Çavuşu odada gören Mustafa Kemal hemen ayağa kalkmış ve sarmaş dolaş olmuş iki eski tanıdık.

Bir gün önceki  hırçın  adam gitmiş,yerine erenlerden  bir kişi gelmişti.Selam sabahtan sonra Ali Çavuş:

-Paşam,bu Denizli Valisi de pek şaşkın çıktı.Başka iyi bir adam bulamadınız mı gönderecek bu koskoca Denizli’ye?

Mustafa Kemal:

-Ankara’da kal dedim  sana ama  kalmadın.

-Ben Ankara’da kalamazdım paşam.

-Neden?

-Ben Ankara’da kalsaydım,köylüler ne derdi?

-Ne derdi?

Ali Çavuş,bizden topladığı paralarla Ankara’ya köşk yaptırdı,keyif sürüyor,derlerdi.

 

 

Mustafa Kemal üsteledi:

-Okuma yazma öğrendin mi?

-Evet paşam,şiir  bile yazıyorum.

-Seni,Denizli valiliğine,tahrirat katibi olarak tayin ediyorum.Vali bey sana bir oda gösterecek.O odada görev yapacaksın.

-Benim çalıştığım odaya köylülerim de girip çıkabilecek mi paşam ?

-Elbet  girip çıkabilecek.İşi olan herkes girip çıkabilecek.Devletin odaları halkın da odasıdır

Valinin gözüne baktı Ali Çavuş ama ayak kaplarından ayırmıyordu gözlerini Vali Bey.

* * *

O yıllardan bu yıllara çok zaman geçti.Gazi İlk okulunu bitiren 5/A sınıfı öğrencileri,çeşit çeşit okullara girdiler.Büyüyüp ev bark sahibi oldular. Çocukları, torunları,torunlarının çocuklarını gördüler. Mustafa Kemal’in 5/A sınıfını ziyaret etmesi hiç unutulmadı. Kuşaktan kuşağa söylendi geldi. Eğer bir gün Denizli’ye yolunuz düşerse 5/A sınıfının bu  eylemini sana anlatanlar olacaktır sevgili okuyucu.Cumhuriyet döneminde yapılmış olan o güzel Gazi İlk okulu yapısını da ziyaret edebilirsin elbet….

5/A sınıfı ermiş muradına. Biz çıkalım kerevetine…

.

 [:]

Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: