Nis 062014
 
İstanbul kalabalık

Kalabalık, kalabalık, kalabalık…

Gözlerim o başkan adayını aradı ama bulamadı. Her biri ayrı ayrı çıktı devasa projelerini anlattı. Birisi trafiği yerin altına indirecek, diğeri hava ray sistemi kuracak, ötekisi dördüncü hatta beşinci köprüyü yapacaktı…  Bir tanesi bile çıkıp da  duymak istediklerimi söylemedi.

“Ne yapıyorsunuz kardeşim? Ben bu saatten sonra İstanbul’a tek bir çivi bile çakmam” demedi

Haliyle bunu diyen birisi olmadığı için neden böyle söylüyorsun diye soran birileri de çıkmadı. Oysa öyle bir adam olsa ve neden tek bir çivi bile çakmayacaksın diye sorulsa neler neler söylerdi;

“Gündüzleri on yedi geceleri yirmi milyon kardeşim bu şehir farkında mısınız?” diyerek söze başlardı belki.

Ardından; “ Ülke nüfusunun dörtte birini, ülke topraklarının yüzde biri kadar yere, üst üste balık istifi doldurmuşsunuz.  Utanmadan bir de bununla övünüyorsunuz” diye fırçasını da atardı.

“Bak kardeşim etrafındaki insanlara. Her gün tıklım tıkış toplu taşıma araçlarına sıkışan gençlere, yaşlılara bir bak ve sor memleketlerini. Nereden gelmişler? Neden gelmişler? Memleketlerinde iş olsa bir dakika bile durular mı bu ucubeye dönen şehirde?” diyebilirdi.

“Siz İstanbul’u büyüteceğim diyorsunuz ya ben küçülteceğim. Boşaltacağım İstanbul’u. Hani o milyar milyar dolarlar harcayarak yaptığınız yollar, köprüler, tüneller var ya hiç birisini yapmayacağım. Yüzümü Anadolu’ya döneceğim.O ailesinden ayrılıp, gurbete çıkan çocukların şehirlerini İstanbul yapacağım. En Çok göç alan şehir diyordunuz ya en çok göç veren şehir olacak İstanbul.”

Bütün bunları duyanlar o zaman belki dünyadan örnekler verir, Tokyo’dan, New York’dan, Seul’den bahsedebilirlerdi. Hatta güzel ülkemin en güze şehrinin gökdelenlerle donatılmış, yeni bir New York, metro ağlarıyla örülmüş tıpkısının aynısı bir Tokyo olacağından övünerek söz ederlerdi. İşte o zaman derin bir Ahh! Çekerdi o bulamadığım adam.

“Ahh kardeşim Ahh! Neler kaybettiğimizin farkında bile değilsiniz.”

Neler kaybettiğinin farkında olmayanlar, kaybettiklerini birer birer işittiklerinde adama hak verirler miydi acaba? Mesela o adam onlara, Bu İstanbul dediğin şehrin üstü kadar altı da var dese, Zeytinburnu’ndan Eyüp’e kadar altı tünellerle doludur dese, o güzelim minareli camiler diktiğiniz o devasa, gökdelenlerin gölgesinde kaldı, Roma’dan, Bizans’dan geriye sadece birkaç dikili taş kaldı dese anlatabilir miydi acaba neleri kaybettiklerini?

Ne yazık ki o adamı göremedim, söyleyeceklerini duyamadım ama umutluyum. Bir gün delinin birisi çıkacak -ki bu deli insanlığın, doğanın, memleketinin delisi olacak-  “Ey ahali!” diye seslenecek. “Ey İstanbul halkı! Bir sorun kendinize. Suyu neden musluktan içemediğinizi sorun. Her yanınız denizle çevrili ama neden hamsiden başka balık yiyemediğinizi sorun. Evliya Çelebi dereler şehri diyor bu şehr-i İstanbul’a. Kuvvetli yağmurlarda taşan çirkefe dönmüş derelerden başka dereleri neden bilmediğinizi sorun. Bir sorun kardeşim. Güzel yurdumun tarlaları, çayırları bomboşken, köyleri her gün biraz daha boşalıyorken, neden bütün yüzeyi beton ve asfaltla kaplanmış bu şehre tıkıştırıldığınızı sorun. Yaldızlı projeler dinleyip alkışlamak kolay ama ne olur bir kere de sorun. Sormaktan korkmayın kardeşlerim…”

Paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: